Almanya’nın Köstebek Günü – Sol Parti Üyesi Fabio de Masi İle Söyleşi


schulzmerkelAlmanya’daki koalisyon çalışmaları, SPD’deki isyan ve bütün bunların ülke solu için ne anlama geldiği üzerine Almanya Sol Parti milletvekili Fabio de Masi’yle söyleşi…

Almanya’da federal seçimlerin yapılmasından dört ay sonra, Avrobölgesinin en güçlü devleti hükümetsiz kalmaya devam ediyor. Eylül ayında, büyük koalisyonun her iki üyesi de –Angela Merkel’in Hıristiyan Demokratik Birlik’i (CDU) ve Martin Schulz’un Sosyal Demokrat Partisi (SPD)- ciddi sayıda sandalye kaybetti. Bu sonuç, aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) siyasi etkisinin artmasına giden yolu açtı.

Bu sonuçlara ilk olarak SPD bir daha merkez sağla hükümete girmeyeceğinde ısrar ederek karşılık verdi. Ama aylar geçtikçe ve diğer koalisyon denemeleri başarısız oldukça bu kararlılık azaldı. Şimdi, görüşmelerin başlamasına az farkla onay veren SPD kongresinden sonra büyük koalisyon tekrar masada.

Ama bu defa parti içinde, gençlik kanadı JUSOS’un başını çektiği bir ret kampanyasıyla birlikte anlaşma yapılmasına karşı belirgin bir direniş var gibi görünüyor. SPD’nin daha da oy kaybettiğini ve aşırı sağın sadece dört puan önünde olduğunu gösteren anketler bu çabalarında itici güç oldu.

Peki, bütün bunlar Almanya solu için ne anlama geliyor? Ve kendisi de hayal kırıklığı yaratan bir sonuç aldığını kabul eden Sol Parti, bu duruma nasıl karşılık verecek? Jacobin’den Julia Dampshouse, Sol Parti milletvekili Fabio de Masi ile son gelişmeleri konuştu.

Koalisyona Doğru

Almanya’da Eylül ayında yapılan seçimlerden bu yana İngilizce haberler seyrek, özellikle koalisyon görüşmeleri bağlamında bize bir genel bakış verebilir misiniz?

Seçimlerin ilk dikkat çekici sonucu Almanya için Alternatif’in yüzde 13’le iyi bir sonuç almasıydı. Angela Merkel, kesin çoğunluk elde edemediği için muhafazakâr Hıristiyan Demokratik Birlik, liberal Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşillerle “Jamaika” koalisyonu kurmayı denedi. Jamaika adı partilerin renklerinin bir araya gelmesiyle ilgili: sırasıyla siyah, sarı ve yeşil. Bir ay kadar süren görüşmelerden sonra FDP görüşmelerden çekilmeye karar verdi. Benim izlenimim avantajlı durumlarını görüşme masasında Angela Merkel’i indirmek için kullanmak istedikleri şeklinde. Merkel’e karşı güçlü karşı çıkışları, AfD’ye yönelen geleneksel sağ seçmenlere seslenmelerine imkân verdi.

Bu görüşmeler devam ederken, Sosyal Demokratların (SPD) başkanı Martin Schulz, yeni bir büyük koalisyonla hükümete yeniden girmeyi reddedip ana muhalefet olarak sosyal demokrasinin duruşunu yenilemek istedi. Ama Jamaika koalisyonu ihtimalinin masadan kalktığı için şu anda olabilirliği olan tek diğer anlaşma büyük koalisyon. Geçen hafta sonu, SPD ulusal bir kongre düzenledi ve delegelerin az bir çoğunluğunun onayıyla (%56), CDU’yla koalisyon görüşmelerinin yapılmasına yol verildi.

SPD’de koalisyon görüşmelerine başlanmasını destekleyenlerin ileri sürdüğü üç temel gerekçe var. Birincisi, görüşmelere başlamamanın, %20’yle tarihlerinin en düşük sonucunu aldıkları Eylül’deki seçimden daha kötü bir sonuç alacakları bir erken seçim (Nisan gibi) anlamına gelmesinden korkuyorlar. Parti görevlileri haklı ama gülünç bir şekilde işlerini kaybetmekten endişe ediyorlar. İkincisi, hükümete girmemenin üst düzey bakanların tekrar sıradan parlamento üyelerine dönüşmesi anlamına geldiğini biliyorlar. Üçüncüsü, Merkel’in köşeye sıkıştığını, CDU’nun hükümet koalisyonu kurmak için çaresiz kalacağını ve SPD’nin anlaşmaya kendi lehinde maddeler dayatabileceğini düşünüyorlar.

Koalisyon anlaşmasının olası şartlarının tartışılmasında ileri düzey konuşmalar oldu. Sosyal Demokratlar çok fazla etkili olamayacak gibi görünüyorlar. Üzerinde durdukları bir konu, emekli maaşı oranını bir işçinin iş yaşamı boyunca kazandığı ortalama gelirin yüzde 48’i seviyesinde tutmak. Daha önceki muhafazakâr hükumet döneminde yüzde 53’tü ve aslında oranın düşürülmesinden her şeyden önce SPD sorumluydu.

Ama herhangi bir anlaşmaya varılmadan önce SPD’nin bir başka büyük koalisyona girip girmeyeceğini bütün parti üyelerinin oyuna sunup sunmayacağı sorusu var. SPD’nin gençlik kanadı (JUSOS), partinin büyük koalisyona katılmasına karşı çıkmaları ve koalisyon görüşmelerine itiraz etmeleri için insanları teşvik eden bir kampanya başlattı.

JUSOS’un kampanyası, İingiltere İşçi Partisi’ndeki Jeremy Corbyn etrafındaki Momentum hareketiyle kıyaslandı. Bu kıyas doğru mu?

Geçerli bir kıyaslama olduğunu düşünmüyorum. İlk olarak SPD’de bir Corbyn yok. Corbyn’nin liderlik kampanyası, Avrupa’daki en neoliberal sosyal demokrat partilerden birinin siyasi yönünün keskin bir şekilde değiştirilmesinin gerçek bir arayışını temsil etti. Oysa burada hedef bir başka büyük koalisyonu savuşturmaktan ibaret. Bununla beraber, kapsamdaki farklılığa rağmen, bu, yıllardır Alman sosyal demokrasisinde yaşanan en yoğun iç tartışmalardan birisi. Görmezden gelinecek bir şey değil ama büyük koalisyona karşı kampanyada siyasi program eksikliği var. Zayıf noktaları bu.

Yani büyük koalisyona hayır kampanyası Momentum değil. Peki, gelecekte SPD’nin sola yönelme ihtimali var mı?

SPD’nin sola kaymasının tek yolu, SPD içinde önceki büyük koalisyonların politikalarına karşı olanların net bir siyasi projelerinin olmasıydı. Sadece “büyük koalisyona hayır” demek yeterli değil, siyasi bir gündem de olmalı. Sosyal demokrasinin sol kanadı somut programatik temellerde güçlü bir eleştiri getirmedi. Bazen vergi adaletinden bahsediyorlar ama bunda Avrupa Birliği’nin ve Almanya’nın politikalarının oynadığı rolü çok az eleştiriyorlar.

Daha radikal duruş hevesi yok diyemeyiz. Partinin sıradan üyelerinin birçoğu Sol Parti’nin siyasetini destekliyor ama SPD içinde daha sol bir programı temsil edebilecek inandırıcı biri yok. Parti gençliğinin lideri Kevin Kühnert gibi yeni bir büyük koalisyon yoluyla partinin kendi kendini yok etmesine karşı uyaran iyi niyetli insanlar var ama o da SPD’nin sahip olması gereken daha olumlu bir vizyonu ifade etmiyor. Bu kısmın gerçekleşmesine var.

Eylül’deki seçimlerde AfD üçüncü sırada geldi. Eğer bir başka büyük koalisyon daha olursa ana muhalefet haline gelecekler. Bazılarını bunu SPD’nin muhalefette kalması için en önemli gerekçe olarak görüyorlar. Eğer koalisyona girerlerse önümüzdeki dört yıl AfD’nin şartlarına göre mi tartışmaya mahkûm olacağız?

AfD’nin yükselişi, Almanya siyasetindeki alternatif eksikliğinin sonucu. İsimleri tesadüf değil. Ama çoğu alanda gerçek bir alternatif değiller. Sadece ırkçı değiller aynı zamanda işçi haklarına karşılar ve zenginler için vergi indirimini destekliyorlar. Bununla beraber akıllılar ve kendilerini Almanya’nın sanayisizleştirilmiş iş gücünün eski ve yalnızlaşmış segmentleriyle ilişkilendiriyorlar. Almanya’nın merkez sağ ve merkez sol partileri, AfD’nin menfaatine kullanacağı toplumsal huzursuzluklarn tohumlarını ektiler. Bu nedenle SPD’nin, AfD’nin ana muhalefet olmasını engellemek için hükümette olmaması yeterli değil. SPD veya Sol Parti kurulu düzenle karşı karşıya gelmedikçe alternatif olarak görülecekler.

Schulz, SDP’nin başına ilk geldiğinde kendi partisinin Agenda 2010’la birlikte getirdiği bazı emek piyasası reformlarını geri çekeceğini ima etmişti. Bu yöndeki belli belirsiz bir işaret bile partinin anketlerde neredeyse yüzde 10 yükselmesine neden oldu. Bununla beraber SPD, son parlamentoda Sol Parti ve Yeşillerle birlikte potansiyel çoğunluğu kullanarak geçmişteki bazı hatalarını düzeltmek, erken seçimlere gitmek ve gündemi belirlemek yerine hükümette kaldı. Bu nedenle Schulz heyecanı geçici oldu. SPD’nin istifade edebileceği hayal kırıklığına uğramış ve aynı zamanda ne yazık ki Sol Parti seçmenine dönüşmemiş ciddi bir seçmen grubu var.

Sol Muhalefet

Neden Sol Parti daha fazla hoşnutsuz SPD seçmenini çekmekte başarısız oldu?

Bazı seçmenler emeklilik reformları ve yurtdışında Almanya askerlerinin varlığının sonlandırılmasına dair taleplerimizi beğense de bu politikaları uygulayacak gerçek bir kapasiteye sahip olduğumuza inanmıyorlar. İngiltere’de insanlar İşçi Partisi’nin lideri olarak Corbyn’nin etrafında toplandılar çünkü ülkenin gidişatını değiştirme ihtimali vardı. Sol Parti’de bu eksik. Ve Sahra Wagenknecht’ten Katja Kipping’e parti için çok değişik siyasi strateji öngören anlayışlar var. Düzen karşıtı bir parti güç olarak cazibemizin bir kısmını AfD’ye kaptırdığımızı kabul etmeliyiz. Ancak bir başka büyük koalisyon SPD’nin içten çökmesine yol açabilir. O zaman soru şuna dönecek; daha da hayal kırıklığına uğramış olanları çekebilecek miyiz?

En son konuştuğumuzda Sahra Wagenknecht’in, Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa’sı gibi popülist bir sol hareket kurmakla ilgilendiğini söylemiştiniz. Böylesi bir şey Almanya solu için yeni bir fırsat olarak kabul edilebilir mi?

Sahra Wagenknecht iki gözleminde haklı. İlki geçtiğimiz on yılda seçmenlerin sol partilerden uzaklaştığı görüldü. 2000’lerde Sol Parti, SPD ve Yeşillerin toplam oyu çoğunluğu sağlıyordu. Ancak bu çoğunluk asla değerlendirilmedi ve şimdi Yeşilleri hâlâ solda saysak bile bu üç parti hükümet çoğunluğunu sağlayamıyorlar.

İkincisi, Sol Parti’nin milyonlarca hoşnutsuz SPD seçmenini veya üyesini kazanmakta başarısız olduğu gerçeği partinin inandırıcı bir alternatif olarak görülebilmesi için stratejisinde bir tür değişiklik yapması gerektiğini gösteriyor. Sorun şu; biz, Sol Parti veya genelde Sol, on yıllardır Almanya’daki tek başarılı merkezin solundaki parti olan Sol Parti’den vazgeçmeden Almanya’da solun yenilenmesini konuşacak bir forum yaratabilecek bir durumda mıyız?

Sahra Wagenknecht’in, SDP’nin eski başkanı Oskar Lafontaine gibi üyelere işaret gönderip gönderemediğini test etmek istediğine inanıyorum. Almanya solunun geleceğiyle ilgili tartışmaların Sol Parti’nin değişkenleriyle yapılmak zorunda olmadığını belirtmek istedi. Bu, yeni bir parti istediği anlamına gelmez ama SPD üyelerinin iç dinamiklerini bilmedikleri ve iyi karşılanacaklarından emin olmadıkları farklı bir partiye geçmek istemeyebileceklerini anlıyor.

Sol Partiyi için yakın gelecekte ne bekliyor?

Sol Parti’nin, bu koalisyon görüşmelerinin kargaşası ve belirsizliği üzerine Almanya kamuoyunda hissedilen yılgınlıktan istifade etme şansı var. İnsanların yaşamını etkileyen geçim derdine odaklandığımızı göstererek halkı kazanabiliriz. Konut, sosyal hizmetler, iş yeri güvenliği ve emeklilik konularında net duruş gösterdiğimiz zaman başarılı oluyoruz.

Ama bizim de iç sorunlarımız var. Parti liderliğinde iktidar mücadeleleri var. Bazıları partinin kemik seçmen kitlesinin daha genç, kentli ve akademik hale gelmesinden duyduğu endişeyi dile getiriyor. Ve biz elbette gençlerin gelmesini memnuniyetle karşılarken işsizler arasındaki ve geleneksel istihdam içerisinde yer alan sendika üyesi seçmenlerimizi kaybetmekten endişe duymalıyız.

31.01.2018

Julia Dumphouse – Fabio de Masi

Kaynak: Jacobin

Çeviren: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s