İki Katalunya: Steven Forti ile Röportaj – David Broader


Residents Of Catalonia Go To The Polls

“Barretina” olarak bilinen geleneksel Katalan şapkasını giyen bir seçmen sandığa atmadan önce oyunu öperken. 21.12.2017, Barselona. David Ramos / Getty

Katalunya’daki 21 Aralık seçimlerinden az farkla bağımsızlık yanlısı çoğunluk çıktı ve bölge her zamankinden daha fazla bölündü.

21 Aralık’taki Katalan seçimlerinin İspanya’nın anayasal krizinin bitişi anlamına gelmesi gerekiyordu. Resmi olmayan bir referandum, önde gelen bağımsızlık yanlısı kişilerin tutuklanması ve Katalunya hükümetinin askıya alınmasının ardından İspanya başbakanı Mariano Rajoy, birlik yanlısı bir çoğunluk elde etme umuduyla seçim kararı almıştı. Ancak sonuçlar bağımsızlık yanlısı partilerin oyların yüzde 47,5’ini ve milletvekillklerinin yüzde 51’ini alarak az farkla da olsa çoğunluğunu koruduğunu gösterdi. Seçimler aynı zamanda sol güçlerdeki genel zayıflamayı ve neoliberal ve İspanyol birlikçisi bir güç olan Ciudadanos (Yurttaşlar) partisinin en büyük parti olarak ortaya çıkışını da gösterdi.

Yüzde 79’luk katılım oranı, seçimlerin Katalunya’nın geleceği için ne kadar önemli olduğuna işaret etti. Ancak seçim sonuçları iki kamp arasında yeni bir kilitlenme ve anayasal sorunla ilgili sıkı bir savaş getirecek gibi görünüyor.

Rajoy’un kumarı neden tutmadı? Yaşanan karışıklık neden bağımsızlığa olan destek üzerinde çok az etki yarattı? Her iki kamp içerisindeki çarpıcı destek kayışlarının nedeni ne? Hangi seçmen tipi Ciudadanos partisinin yanında yer aldı? Ve Katalan krizinin bir bütün olarak İspanyol solu için önemi ne?

David Broder, kısa bir süre önce yayınlanan Katalunya’nın Bölünme Süreci kitabının eş yazarı Steven Forti ile seçimlerin anlamı ve bölgenin önündeki yol hakkında konuştu.

Genel sonuçlar üzerine konuşarak başlayalım. Bağımsızlık yanlısı partiler, oyların yüzde ellisinden fazlasını alamasalar da bir kere daha Katalan parlamentosunda az bir farkla çoğunluğu elde ettiler. Başbakan Mariano Rajoy’un erken seçim çağrısını özellikle Carles Puidgemont ve müttefiklerinin elindeki çoğunluğu almak için yapmış olmasına rağmen bu sonuç ortaya çıktı. Şimdi Katalunya’da bağımsızlık yanlısı bir hükümetin kurulacağını varsayabilir miyiz?

Çok sayıda bilinmeyen var. Sonuca bakarak Katalan parlamentosunda başka türlü bir hükümet kurulması imkânı olmadığını düşünüyorum. Eğer bağımsızlık yanlısı partileri -JuntsxCat (Puigdemont’un merkez sağ partisi, 34 mv.), Esquerra (merkez sol parti, 32 mv.) ve CUP (antikapitalist parti, 4 mv.)- bir bütün olarak ele alırsak koltuk çoğunluklarını koruduklarını görüyoruz. 2015’e göre sadece 2 koltuk kaybettiler ve 100.000 oy fazla aldılar. Katılım daha yüksek olduğu için 2015’e göre oran olarak biraz kaybettiler ama yine de yüzde 47,5 civarında tutundular. Yani koltukların çoğunluğuna sahipler ama toplumun çoğunluğu arkalarında değil; daha çok ortada bir durum var.

Gelecekteki olasılıkları sorsanız, elbetteki bu temelde bir hükümet kurmayı deneyeceklerdir. Bilinmeyenlerin bir tanesi JuntsxCat ve Esquerra’nın, CUP’u son iki yılda yaptıkları gibi, hükümet çoğunluğuna dâhil edip etmeyecekleri. CUP tek yanlı bağımsızlık ilanından yana ve derhal bir Katalan Cumhuriyeti’nin inşa edilmesi çağrısında bulunuyor ki Ekim ayında bunun gerçekleşmiş olduğunda ısrar ediyor.

Bu arada Puigdemont ve Esquerra lideri Oriol Junqueras, tek yanlı bağımsızlık ilan etme yolu yerine daha “olasılıkçı” bir yaklaşımı tercih ediyorlar (yani İspanya’nın rızası olmadan bağımsızlığa ulaşamayabileceklerinin farkındalar). Esquerra bazen tek yanlı bağımsızlık ilan etme yolunu bırakacağını bazen de tam tersini söylüyor. Çoğunluk için 68 koltuğa ihtiyaç duyulurken 66 koltuğa sahip olan JuntsxCat ve Esquerra’nın bağımsızlık yanlısı bir başkan seçebilmeleri ve hükümetlerini sürdürebilmeleri için CUP’un çekimser kalması yetiyor. Bağımsızlık karşıtı Ciudadanos, PP (Rajoy’un merkez sağ Halk Partisi) ve Sosyalistlerin, Catalunya en Comú’yu eklesek dahi sadece 65 koltuğu var. Yani olası tek bir senaryo var.

Ama başka bilinmeyenler de var. Bir kere Puigdemont Belçika’da. İspanya’ya dönerse tutuklanacak. Burada sorun, parlamentonun yemin törenine katılıp katılamayacağı ve başkanlığa aday olup olamayacağı. Bunu uzaktan yapamaz. Yani sorun bir hâkimin ona katılması için özel bir izin verip vermeyeceği.

Yani tutuklu milletvekilleri nedeniyle hükümet kurmak mümkün olmayabilir?

Bağımsızlık yanlısı çoğunluğa dâhil ve yurtdışında olup Puigdemont’la aynı durumda bulunan parlamentoya yeni seçilmiş dört milletvekili var. Dönerlerse tutuklanacak bu milletvekilerinin dışında, Madrid’de tutuklu bulunan Esquerra’nın lideri Junqueras’la birlikte üç bağımsızlık yanlısı milletvekili daha tutuklu bulunuyor. Yani bu, Katalan parlamentosunun yemin törenine katılamayacak sekiz bağımsızlık yanlısı milletvekili var anlamına geliyor. Bu da bağımsızlıkçıları azınlıkta bırakabilir.

Bu da başka bilinmezlere yol açıyor. Tutuklu bulunan milletvekilerinin parlamentoya gitmek, yemin törenine katılmak veya en azından oy vermek için özel izin verilmesi başvurusunda bulunmaları bir olasılık. Bir başka olasılık da seçilen ama parlamentoya katılamayanların istifa ederek koltuklarını parti listelerinde kendilerinden sonra gelenlere bırakmaları. Böylece bağımsızlık yanlıları parlamentodaki sayılarını koruyabilirler ama bu aynı zamanda –Puigdemont ve Junqueras gibi- bağımsızlık yanlısı liderlerin parlamentoda veya hükümette yer alamayacağı anlamına gelir. Puigdemont yeniden başkan olmak istediği için ikincisinin gerçekleşmesi güç görünüyor.

Ciudadanos’un hükümet kurması, sadece sayısal durum nedeniyle bile çok güç olacaktır. Ancak tutuklanan ve hapsedilen sekiz milletvekilinin parlamentoya katılmaması sağlanırsa mümkün olabilir. Ama bu da bağımsızlık yanlısı kamp açısından ters tepebilir zira sekiz milletvekili istifa edip yerlerine kendi partilerinden birilerinin gelmesine imkân verecektir.

Ama durumun bütünü çok sorunlu. En önemli dinamiklerden birisi de bağımsızlık yanlısı kamp içerisinde, Puigdemont’un JuntsxCat listesiyle Esquerra arasında yaşanan hegemonya mücadelesi. Puigdemont’un, Esquerra’nın partisini geçeceğini söyleyen kamuoyu yoklamalarına karşı çıktığı ve sonuçta seçimlerde JuntsxCat’ın 2 koltuk daha fazla kazanarak az farkla önde geldiği doğru ama ortada sadece yüzde 0,3 ve 12.000 oy gibi çok az bir fark var. Seçim gecesi Esquerra, Puigdemont’un kazandığını belirterek gelecek günlerin başkanı olarak gördüğünü söyledi. Ama hegemonya mücadelesi uzun bir süredir var ve özellikle Puigdemont’un Katalunya’ya nasıl döneceği ve başkanlığa tekrar geleceğinin bilinmezliği nedeniyle bu mücadele büyümeye de devam ediyor. Yani Esquerra’nın ne yapacağını ve uzlaşmada ısrar edip etmeyeceğini görmek için beklememiz gerekiyor.

Bu iki partinin tek yanlı bağımsızlık ilan etme konusunda farklı duruşları mı var? Esquerra’nın lideri Oriol Junqueras’ın bu konuda daha yumuşak bir çizgi benimsediğini söyleyen haberler vardı.

Evet, öyle görünüyor. Ama Esquerra zaten hep muğlak oldu. İspanya’nın yönetime el koyduğu 27 Ekim’den sonra ve Kasım’ın ilk haftasında, özellikle Esquerra’dan bazı bağımsızlıkçı liderler daha öz eleştirel bir tutum aldılar ve “uzanabileceğimizden daha fazlasına ulaşmaya çalıştık, tek yanlı bağımsızlık ilan etme yolu hatalıydı” benzeri sözler sarf ettiler. Ama seçim kampanyası sırasında tekrar eskiye döndüler. Hiç kuşkusuz Puigdemont daha radika lbir tavır aldı ama bağımsızlık yanlısı güçlerin seferber olma kapasitelerine bakarak, seçim kampanyası sırasında daha sert tavır almanın kendisinin bağımsızlık yanlısı kamp içerisindeki hegemonya mücadelesinin bir parçası olduğunu dikkate almalıyız.

Esquerra ve Puigdemont’un partisi aynı zamanda Eylül ve Ekim’de ortaya çıkan krizin anlaşılması bakımından da çok önemliler. 1 Ekim referandumunun ardında Katalan hükümeti içinde her bir gücün diğerini alt etmenin yolunu aradığı bir tür oyun vardı. 26 Ekim’de Puigdemont’un kendisi seçim çağrısı yapmayı düşünüyordu ama sonra planlarını değiştirerek bağımsızlık ilan etmeye karar verdi ve İspanyol hükümetini 155. Maddeyi uygulamaya teşvik etti. Ama burada ne Esquerra ne de Puigdemont “buraya kadar geldik artık frene basmalıyız” diyebiliyor çünkü bu durumda diğer taraf, kendisi bayrağı taşımaya devam ederken diğerinin vazgeçtiğini söyleyebilir.

Aralarındaki bu oyunun, söyledikleri pratikte uyguladıkları siyasetin gerçekliğiyle örtüşmese de, bağımsızlık yanlısı kamp içerisinde kendi partilerini öne çıkarmaya çalışırken devam edeceğinden endişe ediyorum. Gördüğümüz gibi pratik siyaset seviyesinde hiçbir şey yapamıyorlar: İspanya hükümeti 155. Maddeyi uyguladığı zaman bağımsızlık yanlısı partiler diğer ülkeler, Katalan iş çevreleri ve hatta toplumun çoğunluğu tarafından destek görmediler. Yani bu tek yanlı bağımsızlık ilan etme yolunu koruyup korumayacaklarını önümüzdeki birkaç haftada göreceğiz.

Bu durumda CUP’un oylarında keskin bir düşüşün olması şaşırtıcı değil? Uzlaşmaz bir şekilde tek yanlı olarak Katalan Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi çağrısında bulunuyorlardı ve 10 koltuktan 4’e düştüler.

Şaşırtıcı olmadığını düşünüyorum. İlk defa seçime girdikleri 2012’de 126.000 oy aldılar. En yüksek katılımın yaşandığı bu seçimde ise 193.000 oy aldılar. 2015’te 337.000 oy almışlardı ama bu durumu açıklayan esaslı bir etken var. Önceki seçimlerde Esquerra ve eski Convergencia partisi, JuntsxSi adı altında bir koalisyon kurmuşlardı. Aslında bir tür merkez sol parti olsa da bazı destekçileri kendilerini gerçekten solcu kabul ediyorlar. Bunlar da 2015’te merkez sağda bir parti olan Convergencia’nın dâhil olduğu bir bloğa oy vermektense CUP’a vermeyi tercih ettiler. Bu defa ise Esquerra tek başına seçime girdiği için seçmenler geri geldiler. 2015’te CUP’a oy verenler arasında, tek yanlı bağımsızlık ilan etme yolunu tercih etmelerine katılmayanlar da vardır ama bence oyların çoğu Esquerra’ya geri döndü.

Aynı zamanda bağımsızlık karşıtı “birlikçi” kampta da hegemonya mücadelesi var. Bunun en açık göstergesi 21 Aralık’ta 36 koltuk kazanan Ciudadanos’un yükselişi. Mariano Rajoy, İspanya’nın kalanında desteğini pekiştirmek için bağımsızlıkçılara karşı çok sert bir yol izledi. Yine de partisi Partido Popular (Halk Partisi) bu seçimlerde çok kötü bir sonuç aldı ve 4 koltuğa kadar düştü. Cidudadanos, Katalunya’daki birlikçi kampın içinde PP karşısında nasıl bu kadar öne geçti?

Ciudadanos’un yükselişi sadece Katalunya için değil, bir bütün olarak İspanya’nın siyasi geleceği için de çok önemli bir soru. Hatırlayın, ilk defa Katalancı (Katalan kimliği ve bağımsızlık olmasa bile egemenliğini savunmak) olmayan bir parti Katalan seçimlerinde birinci geldi. Buradan bakarsak bu, birçok etkisi olacak istisnai, gerçekten tarihi bir sonuç.

Belli ki PP, Katalan krizini ele alış biçimi nedeniyle çok oy kaybetti. Eylül-Ekim ayındaki krizden çok daha önceleri bağımsızlık yanlısı partilere karşı sert tutum alınması çağrısında bulunan Sağ kesimler vardı. Hatta yazdan önce Ciudadanos, bağımsızlık yanlısı partilere engel olmak için 155. Maddenin uygulanması çağrısında bulunuyordu. Katalunya’daki PP oylarının bir kısmı, her zaman çok daha sert bir tutum aldığı için Ciudadanos’a kaydı. Ciudadanos, Katalan bağımsızlığına diğerlerinden çok daha fazla karşı çıkmasıyla biliniyor. PP’nin geçmişte Katalan egemenliğini destekleyenlerle anlaşmaya vardığını unutmayalım: örneğin, 1996-2000 arasındaki birinci José Maria Aznar hükümeti, Jordi Pujol liderliğindeki Convergencia’nın desteğiyle ayakta durdu. Ve o dönemde PP de Katalan parlamentosunda Convergencia’yı destekledi. Bunlar eskide kaldı ama çok da uzak bir geçmiş değil. Ve hatta 2010-2012’deki Artur Mas’ın ilk Katalan hükümeti, PP ile yapılan güvenoyu ve harcamalara destek anlaşması sayesinde kuruldu.

Aksine, Ciudadanos hükümette hiç yer almamış bir güç olarak PP gibi yolsuzluğa bulaşmamış görülüyor. Her zaman kendini Katalan milliyetçiliğine kesinlikle karşı olarak gösterdi. Yani bundan bir şeyler kazanıyor. Ayrıca toplumsal kamplaşma sayesinde Ciudadanos bağımsızlık karşıtı oyları toplamakta başarılı oldu. Aynı zamanda bu seçimlere yüksek katılımı da açıklıyor: normalde oy kullanmayan çok sayıda seçmen, bağımsızlık istemedikleri için bu defa Ciudadanos’a oy verdiler. Sonuçlara baktığımızda; bağımsızlık yanlısı kampın 2015’e göre oylarını 100.000 attırırken, bağımsızlık karşıtı kampın daha çok oy kulanmayanı harekete geçirerek oylarını toplamda 300.000 arttırdığını görebiliriz. Bu da daha önce oy vermeyip bu defa oyverenlerin büyük çoğunluğunun Ciudadanos için harekete geçtiği anlamına geliyor.

Bir diğer önemli soru da bu oyların nereden geldiği. Ciudadanos; Barselona ve iç bölgesinde, Tarragona gibi önemli bir şehirde en çok oy alan parti oldu. Ve hatta Lleida ve Puigdemont’un ve bağımsızlıkçı düşüncenin kalesi olan Girona’da ikinci geldi. Hangi bölgelerde en yüksek oy aldığına da bakmak lazım. Barselona’da, Ciudadanos hem en zengin hem de en fakir mahallelerinde birinci geldi. Normalde de Sağa oy veren varlıklı mahallerden çok oy aldı ama toplumsal eşitsizliğin en yüksek olduğu yoksul mahallelerden de yüksek oy aldı. Bu, bir zamanlar proletarya olarak adlandırılan işçi sınıfı, emekçi sınıfların yaşadığı Barselona’nın iç bölgeleri ve büyükşehir bölgesi için de geçerli. Her şeyden önce burada yaşayanlar 1950’den 1970’e dek İspanya’nın diğer bölgelerinden buraya göç edenler. İspanyolca konuşuyorlar ve hiçbir zaman Katalan milliyetçisi olmadılar.

Barselona’dayken, Katalan olmayan İspanyolların oluşturduğu ve kenti çevreleyen bu işçi sınıfı bölgelerini çok duymuştum. İşçi sınıfı kökenli bu insanların geleneksel sağa değil ama Ciudadanos gibi “yeni” bir partiye oy vermeye istekli olmaları dinamiğin bir parçası mı?

Evet, aynen öyle. Aynı zamanda seçim kampanyası sırasında Ciudadanos’un “bağımsızlık tartışmalarını bırakalım ve insanların gerçek sorunlarını ve gerçek toplumsal sorunları konuşmaya başlayalım” şeklindeki tavrı nedeniyle de öyle. Ciudadanos, her şeye rağmen ulusal sorun nedeniyle yaşanan bu kutuplaşmayı sömürmeyi başaran, serbest piyasa yanlısı ve merkez sağ bir parti. Ve bugün Katalunya, bağımsızlık konusunda yüzde 47’ye karşı yüzde 47 olacak şekilde ikiye bölünmüş bir ülke durumunda. Ciudadanos, bu kutuplaşmayı sömürmeyi ve son beş yılda sadece bağımsızlık yanlıları adına konuşan Katalan hükümeti tarafından dışlandığını hisseden çok sayıda insanın oyunu kazanmayı başardı. Bu insanlar aynı zamanda tek yanlı bağımsızlık yolunun sonuçlarından korktukları için harekete geçtiler ve bu anlamda da gidip Ciudadanos için oy kullanmak mantıklı geldi.

Catalunya en Comú, ulusal soruna dair daha az keskin –muğlak da denebilir- bir duruş aldı; partide egemenlikçiler de var ve bağımsızlık yanlısı bir parti olmasa da Katalanların bağımsızlık referandumu yapma hakkını destekliyor. Anayasal sorunlar yerine toplumsal sorunlara odaklanma söylemi benzer şekilde işe yaramamış görünüyor ki bu seçimlerde 11 koltuktan 8’e düştüler. Siyaset yapma alanları mı daraldı?

Catalunya en Comú, hem Rajoy hükümetinin sert tutumunu ve 155. Maddeyi uygulayışını hem de tek yanlı bağımsızlık ilan etme yolu eleştirerek, koruduğu siyasi alan anlamında seçim kampanyasını çok iyi götürdü. Seçim kampanyasında Katalunya’daki toplumsal sorunlara odaklanmaya çabaladılar. Sorun şu ki ulusal soruna dair bu kadar büyük bir kutuplaşma yaşanıyorken (Mayıs 2015’teki yerel seçimlerde Ada Colau’ya destek veren ve Kasım 2015 ve Haziran 2016’daki İspanya genel seçimlerinde En Comú-Podem’e en çok oyun çıktığı) emekçi mahalleleri bağımsızlığa karşı daha sert ve kullanışlı bir güvence olarak gördükleri için Ciudadanos’a oy vermeyi tercih ettiler.

Hiç kuşkusuz Catalunya en Comú-Podem, diyaloga ihtiyaç olduğuna dair söylemini aktarmakta güçlükler yaşadı ve sıklıkla muğlak olmakla suçlandı. Bu pozisyonun muğlak olduğunu kabul etmiyorum ama belki de Katalan hükümetinin tavrına ve tek yanlı bağımsızlık ilanı tercihine daha sert bir duruş göstermeliydi. Bu, Catalunya en Comú-Podem koalisyonunun özellikle en çok destek alması beklenen yerlerdeki, tipik bir Catalunya en Comú-Podem seçmeni olan ekonomik krizden en çok etkilenen işçi ve emekçi sınıfların bölgelerindeki oylara mâl oldu. Bu seçmenler ulusal soruna dair duruşumuzu açıkça duyamadılar çünkü bizi tek yanlı bağımsızlık ilan etme yoluna karşı yeterince eleştirel bulmadılar.

Ama oylardaki düşüşe rağmen böyle bir duruş almak partinin iç birliği anlamında Podemos’un dağılmamasına yardımcı oldu?

Bu doğru.

Sonucun çarpıcı yanlarından birisi de her iki kamp içerisindeki değişkenliklere ve yüksek katılıma rağmen bağımsızlık yanlısı ve karşıtı bloklara verilen toplam destekte değişiklik olmaması. Bağımsızlık yanlısı bir hükümet kurulabilir ama aldığı destek yüzde 50’den az ve bağımsızlığa doğru net bir yolu yok. Az da olsa karşılaştırılabilir bir durumun olduğu İskoçya’da, İşçi Partisi’nin aleyhine SNP ve Muhafazakârların yükselmesinin Kuzey İrlandalaşma’ya (milliyetçi/birlikçi politikaların hâkim olması) yol açması riskinden bahsedilmişti. Elbette ne Katalunya ne de İskoçya Kuzey İrlanda’dayla aynı tarihe veya aynı mezhepçiliği sahip ama Katalunya’da böyle bir süreç yaşanıyor mu? Kimlik politikasında yükselişe mi yol açıyor? Solun alanı daraldı mı?

Oldukça. Gerçekten de sadece seçim sonuçlarına bakmamız bile yeterli: en çok oy alanların ikisi de sağ partiler: Ciudadanos bağımsızlık karşıtı kampın, JuntsxCat bağımsızlık yanlısı kampın birinci partisi oldular. Bir kere daha ulusal sorunla ilgili bu kutuplaşma Solu vurdu.

Katalan solunun bazı kesimleri uzun bir süre Katalan bağımsızlığının bir Katalan Cuımhuriyeti yaratırken aynı zamanda İspanya’nın 1978 sonrası rejiminin de çökmesine yarayacağını söylediler. Ama gördüğümüz ve seçim sonuçlarının gösterdiği bunun tam tersi. Sağın ve eski rejimin partileri güçleniyorlar. Ciudadanos’un yeni bir parti olduğu doğru ama projesi aslında İspanya’yı daha da merkezileştirmek ve bölgelerin özerk statükerini zayıflatmak. Bağımsızlık süreci ve ulusal sorun etrafında ortaya çıkan kutuplaşma sonuçta şu anda JuntsxCat’a dönüşmüş olan Convergencia gibi yozlaşmış ve kriz içindeki bir partinin kendisini yeniden canlandırmasına, yeniden kurmasına ve iktidar tutmasına da imkân verdi.

Ciudadanos’un Katalunya’da büyümesi Rajoy için ciddi bir risk oluşturuyor çünkü rakip bir partinin yükselişi PP’nin Sağdaki hegemonyasını tehdit edebilir. Ama İspanya’yı bir bütün olarak ele alırsak son üç ayda PP’nin şansı arttı. Katalan bağımsızlığına karşı ulusal birliği savunmak Rajoy’un ülkenin geri kalanındaki gücünü pekiştirdi. Ciudadanos’la sorunları var ama bir bütün olarak Sağ güçleniyor. Ve Katalanların karar verme hakkını ve çok uluslu bir İspanya projesini savunan Podemos çok fazla destek kaybediyor. Cesaret isteyen bir duruştu ama hiç kuşkusuz oy kaybettirdi. Aynısı Katalunya’da Ada Colau ve Catalunya en Comú-Podem’in oylarındaki düşüşle gerçekleşiyor.

Kuzey İrlandalaşma sorunu çok ciddi. Ve aynı zamanda gelecekteki sonuçları bakımından endişe verici. 1980’ler, 1990’lar boyunca Katalunya hiçbir zaman bu anlamda bölünmüş bir toplum olmamıştı. Dil farkına rağmen 1950 ve 1970’lerde İspanya’nın geri kalanından gelen büyük göç dalgasının entegrasyonunda başarılı olunmuştu oysaki şimdi gerçekten de Kuzey İrlandalaşma riski var. Eğer bu kriz devam ederse ve bir çıkış yolu bulunması daha da güçleşirse sonuçta şuraya ya da buraya, bağımsızlık lehine veya aleyhine oy vermenin ötesinde bir bölünme olabilir.

Şiddet riski var demiyorum. Ama toplumun iki bloğa bölünme riski var. Bu aynı zamanda coğrafik de bir bölünme: bazı yerlerde bağımsızlığa verilen oyların yüzde 70, 75, 80’e vardığı iç bölgeler ve bağımsızlık karşıtı oyların yüzde 60 veya daha fazlası çıktığı Barselona ve Tarragona’ya kadar olan sahil şeridi. İşte elimizde iki Katalunya oldu; bu bölünme aynı zamanda insanların konuştuğu dil, ailelerinin geldiği yer ve toplumsal kökenleriyle de ilgili.

Bağımsızlığa destek Katalanca konuşan taşradaki orta sınıf arasında en yüksek oranda. Ve eğer bununla ilgili çalışmaları dikkate alırsanız, bu insanlar kendilerini sadece Katalan veya İspanyol’dan daha ziyade Katalan olarak tanımlıyorlar. Katalanca konuşuyorlar ve Katalan kökenliler ve bağımsızlık için oy veriyorlar. 1980, 1990 ve 2000’lerdeki bölgesel seçim sonuçlarına bakarsanız bölünmenin zaten olduğunu görürdünüz. Ama iki şey değişti. Birincisi 2010-2012 dönemine dek katalancılık üzerinde geniş bir ortaklaşma vardı. Bütün partiler bunu düşük seviye ortak payda olarak kabul etmişlerdi. Bazıları daha fazla veya daha az federalizmden, merkezileşmeden veya bağımsızlıktan yanaydılar. Ciudadanos bunu reddeden parti oldu. Tüzüğünde katalancılığa dair bir şey yok. Sosyalistlerde var. Hatta Katalunya’daki PP bile kendini katalancı olarak tanımlıyor. Ama 2010-2012’den bu yana yalpalayarak devam eden bağımsızlık sürecinden bu yana katalancılık ortaklaşması kırıldı. Ciudadanos en büyük bağımsızlık karşıtı parti haline gelirken Convergencia (Puigdemont’un partisinin eski adı) önceden olmadığı kadar net bir şekilde Katalan bağımsızlığını isteyen bir partiye dönüştü.

Yani her zaman iki Katalunya arasında bir bölünme vardı ama geçmişte entegrasyon, Katalan özerkliği ve tek bir halk yaratma konusunda neredeyse bir ortaklaşma vardı. Mesaj, 1978’den bu yana Katalan siyasetinin bu kilit unsuru, birkaç aykırı ses hariç, paylaşılıyordu. İki Katalunya arasındaki bölünmeyle birlikte artık diyalog kurmak güç.

Sadece İspanya’nın geri kalanından göçenlerin değil ama Katalunya’da doğmuş olsalar bile çocuklarının da büyük ölçüde bağımsızlığa karşı olması bağlamında bakarsanız, bu bölünme nesiller arasında da var mı?

 Bununla ilgili elimizde somut veri yok ama şüphesiz büyük ölçüde böyle bir şey var. Göçmen İspanyolların Katalunya’da doğan çocukları veya ebeveynlerinden birisi Katalan diğer İspanya’nın geri kalanından olduğu için evde büyük ölçüde Katalanca değil de İspanyolca konuşan çocuklar arasında bağımsızlığa verilen destek düşük. Bazıları bağımsızlık için oy vermiş olabilir ama küçük bir azınlığı oluşturuyorlar. Bu nedenle her zaman bir tür bölünme olduğunu ama eskiden katalancılığın her şeyi bir arada tuttuğunu söylerken bu ortaklaşma olmadan her şeyin parçalara ayrılacağını söylüyorum.

Bahsettiğiniz gibi artan bölünmelerin yaşandığı bu karmaşık durumda, bundan sonra ne olması bekleyebiliriz?

Top şimdi Rajoy’un sahasında. Genel yaklaşımı temkinli olmak, harekete geçmektense bekle ve gör taktiği uygulamak. Önünde gerçekten de iki seçenek var. Birisi, sonucu kabul etmek ve Katalan krizinde yaşanan gerilimi azaltmayı denemek için bağımsızlık yanlısı güçlerin de dâhil olduğu bir diyalog sürecini başlatmak. Ama Rajoy’un böylesi bir hareketi, İspanya’nın geri kalanında, bağımsızlık yanlılarıyla herhangi bir diyaloğu istemeyen sağ muhalefeti güçlendirme riski taşıyor. PP’nin sağındaki bu alan rahatlıkla Ciudadanos tarafından doldurulabilir. Ciudadanos, bazı toplumsal sorunlar ve medeni haklarla ilgili Rajoy’un partisinden biraz daha ilerici –ya da en azından daha az muhafazakâr- olsa da ulusal sorunlarla ilgili tutumu net bir şekilde daha sağda. Rajoy herhangi bir açılım yaparsa kendisine İspanya’nın kalanında ölümcül bir rakip yaratma riskini almış olur.

Diğer seçenek de şu ana kadar aldığı tutumu daha da sertleştirmek. Bu, Katalan krizinin gelecek on yıllarda da devam etmesi riskini getirmekle birlikte İspanyol sağındaki hegemonyası sürdürmesine yardımcı olabilir.

Rajoy’un gözünden bakarsak, hemen önündeki siyasi rakipler nedeniyle ikinci seçenek daha uygun değil mi? Bağımsızlık yanlısı güçlere ne sunabilir?

İspanyol hükümeti ve bağımsızlık yanlısı partiler arasında diyalog kurulabilecek henüz denenmemiş seçenekler var. Örneğin, fonların dağıtılması veya belki de İspanyol anayasasının reforme edilmesi. Bu anlamda şimdiye dek uzlaşma ve uzlaşma nyeti olmadı. Ama aynı zamanda diğer siyasi engelleri de dikkate almalıyız.

Katalunya için çok önemli bir dönem olacak önümüzdeki birkaç aya bakabiliriz. 17 Ocak’ta parlamento toplanacak ve meclis başkanını ve bundan sonraki her şeyde belirleyici olacak Katalan hükümeti başkanını seçecekler. Başkan, Ocak sonunda seçilecek. Yani durumu biraz netleştirmemiz için neredeyse bir ayımız var.

Burada İspanyol yargısının çok önemli bir rolü olacak. Katalan bağımsızlıkçılar, çok naif bir şekilde, Rajoy’un tutuklu milletvekillerini serbest bırakacağı ve yurt dışındaki diğer milletvekilleriyle ilgili tutuklama kararını geri alacağını söylüyor. Bununla birlikte yargı sisteminin siyasileşmesini eleştirsek de burada hâlâ diğer ülkelerde olduğu gibi güçler ayrılığı var. Rajoy, hâkimlere “Tamam, tutuklama kararlarını iptal edin ve tutukluları serbest bırakın” diyemez. Hukukun çarkları bir kere işlemeye başladı mı durdurmak mümkün değildir. Yani her şey Rajoy’un bırakın demesiyle olmaz. Ceza verilmeden önce af da çıkartılamaz. Ve duruşmaların karmaşıklığı ve delillerin toplanması gibi şeyler nedeniyle davalar cezalar verilene dek aylar, hatta yıllarca sürebilir.

Yargı, bu konuda önemli bir etken olacak ve Katalan bağımsızlıkçıklar bunu İspanya’nın bir demokrasi olmadığını söylemek için kullanacaklar ve uluslararası müdahale isteyecekler. Böylesi bir müdahale elbette mümkün değil. Bunun mümkün olduğunu iddia etmek en temel jeopolitik kuralları bilmemek demektir. İspanya, iki önemli ABD üssünün olduğu bir NATO üyesi ve bir AB ülkesi ve ne ABD ne de AB İspanya’nın toprak bütünlüğünü tartışma konusu yapmak istiyor. AB, Avrupa Komisyonu veya herhangi bir başka yabancı ülke Madrid’deki ulusal hükümet ve Katalunya’daki bölgesel hükuket arasında arabulucuk yapmak için masaya oturmayacaktır.

Bunun yerine karşı karşıya olduğumuz risk sadece bu zamana ait olmayacak. Aksine, Katalan toplumunda, üstesinden gelinmesi nesiller sürecek bir bölünme yaratabilir.

01.02.2018

David Broder – Steven Forti

Kaynak: Jacobin

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s