BBC, Rakka’da Hiçbir Zaman “Kirli Sır” Olmadığını Kabul Etmeli – Mohammed Elnaiem


684d19e081dc3a6a6c6c1742bef7f92d

Rakka’nın kirli bir sırrı var. En azından BBC için çalışan ve skandalı ortaya çıkardıklarını iddia eden iki gazeteci Quinten Sommerville ve Rian Delati’ye göre öyle. İkisi de “BBC araştırmaları ışığında, [ABD liderliğindeki] koalisyon anlaşmada oynadığı rolü artık kabul ediyor” diye ortalığı ayağa kaldırdılar.

Bir tahliye anlaşması sonucu Suriye’de, 250 IŞİD’liyle birlikte 3500 kişilik aile üyelerinin Rakka’dan ayrılmasına izin verildi. Suriye Demokratik Güçleri ‘nin bu operasyona izin vermesi için yerel aşiret temsilcileri aracılık etti ve ABD liderliğindeki koalisyon istemeyerek de olsa tüm süreci gözlemledi. Çok daha skandal iddialar ise aralarında yabancıların da bulunduğu IŞİD’lileri, doğudaki Der Zor vilayetinde bulunan Ebu Kemal’e nakleden hakkı yenmiş ve paraları eksik ödenmiş kaçakçılardan geldi: IŞİD’liler doğru bağlantıları kurabilirlerse ülke dışına çıkabilirlerdi ve bazıları Avrupa’daki bir sonraki saldırılarını planlıyorlardı bile. Örneğin üst düzey bir IŞİD’li olan Ebu Musab Türkiye’ye giderken Türkiye destekli isyancılar tarafından çoktan engellenmişti.

Haber bir kere kamuoyuna sunulduktan sonra Westminster ve Washington’daki paniğe kapılan siyasetçiler kendin söyle kendin inan çılgınlığına tutuldular. İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi Richard Moore anlaşma için “utanç verici” dedi. Lordlar Kamarası’nda İşçi Partili üye Lord West, bakana “majestelerinin hükumetinin 4000 IŞID’linin Rakka’dan ayrılmasına izin veren bu karardan haber var mıydı” diye sordu. Haberin eş yazarlarından Rian Dalati, “SDG sadece birkaç yüz dedi ama binlerce İslam Devleti üyesi otobüslerle şehirden ayrıldı” diye tweet attı.

Gerçekteyse en iyi ihtimalle yanlış bilgilendirilmiş olan Lord West ve bir tweetin sınırı dâhilinde makalesinin abartılı bir şekilde reklamını yapmaya çalışan Dalati de doğruyu ifade etme etmekten uzaktaydılar.

Binlerce IŞİD’li Rakka’dan güvenli bir şekilde nakledilmedi. Sadece 250 IŞİD’li ve eğer suç aile bağlarına kadar genişletilmeyecekse, 3500 kişilik aile üyelerine SDG bölgesinin dışına kadar eşlik edildi. Belirtmeye gerek bile yok ama aile üyeleri sivil. Bu sadece anlamsal bir fark değil; siyasi sonuçları da olan bir vurgu. Üstelik bu, tahliye anlaşması hakkında yapılan tek dürüst olmayan konuşma da değil.

Yazıyla ilgili daha tartışmalı şey ise Rakka’nın kirli sırrının aslında bir sır bile olmaması.

Neredeyse her ana akım haber kaynağı gibi BBC de ortaya çıkar çıkmaz bu konuyu haber yapmıştı. 17 Ekim 2017’de BBC’nin, aslında tam da “dünyadan saklamak için” büyük zahmete katlanan güçler tarafından “açık edilen” ve medyada geniş ölçüde yer bulan olayla ilgili söylemesi gereken şu:

“Rakka Sivil Konseyi ve yerel Arap aşiret liderleri tarafından müzakere edilen anlaşma uyarınca Suriyeli cihatçılar ve aileleriyle birlikte 3500 sivilin tahliye edilmesinden sonra Pazar günü itibariyle 300 militanın direndiği tahmin ediliyor.”

Neredeyse herkesin bildiği bu olayı haberleştiren elbette sadece BBC değildi. IŞİD’in ABD destekli Suriyeli güçlerin eline düşmesinin hemen öncesinde gerçekleşen anlaşma, Reuters, ITV ve El Cezire tarafından verilmişti. O dönemde, anlaşmaya yabancı savaşçıların dâhil olup olmadığına dair çelişkili bilgiler varken, Dalati, yabancıların koalisyon tarafından “zafer görüntüsü” olarak vermek için tutulmaya zorlandığıyla ilgili bir tweet atmıştı. Bu, SDF ve koalisyonun üstesinden gelmeleri gereken güç bir durum: Ya yabancıları halkla ilişkiler amaçlı orada tutuyorlar ya da Avrupa’yı tehdit etmeleri için yol veriyorlar. Aşağı tükürseler sakal, yukarı tükürseler bıyık.

Vurgulamaya gerek bile yok, eğer bu gizli bir anlaşmaysa, iyi saklanamamış.

Tahliye anlaşmasını en önce haberleştiren BBC muhabirlerinin yazısında bu da vardı. Delati, Region’a şöyle demişti: “Tek başına anlaşma kirli sır değildi ama önemi ve gerçek diye satmaya çalışıtığı yalanlar öyleydi.”

Bu zor işin ortaya çıkardığı soru gazetecilik etiğine dair. Eğer her şey gerçekten anlaşmanın kendisiyle ilgili değilse neden Türk Dışişleri Bakanı’ndan İngiltere Dışişleri Bakanı’na dek yorumlar anlaşmanın kendisi etrafında dönüyor? Neden alt metinde anlaşmanın kendisi ima edilsin? Belki de birkaç yorum yapmanın zamanıdır: Suriye, hepimizi mesleğimizin etiğini yeniden düşünmeye zorladı.

Gölgede bırakılmış bir hikâye

Tahliye anlaşmasının kendisine dair önemli bir soru sormak akıllıca olacaktır.

Dalati ve Sommerville’in güvendiği kaynaklara ve hatta SDG ve Arap aşiretleri tarafından yazılan bir mektuptaki sözlere göre amaç IŞİD’in çöküşünden önceki hafta sivillerin gereksiz yere ölmesini önlemekti. Savaş boyunca hava saldırıları yüzünden yaşanan sivil ölümlerinin Doğal Kararlılık Harekâtı’nı kuvvetli bir eleştiriye maruz bıraktığı gerçeği düşünülürse, her ne kadar kabullenmek güç de olsa, anlaşma olumlu bulunmuş olmalı.

Zaten anlaşma türünün ilk örneği de değildi. Önceki haftalarda Hizbullah ve Şam’ın da onayıyla Lübnan/Suriye sınırındaki IŞİD’liler Der Zor’a nakledilmişlerdi. Bu hareket, konvoyu günlük olarak takip eden çok sayıda basın kuruluşu tarafından geniş ölçüde haberleştirilmişti. Sahadaki bir başka muhabir Wladimir Van Wilgenberg’in de The Region’a söylediği gibi “Aynısını daha önce Türkiye, El Bab’da ve SDG de Tabka ve Mınbiç’te yapmıştı”.

Ama Suriye İç Savaşı süresinde bu türden anlaşmalar yapıldıysa bu defakini kırılgan yapan neydi? Van Wilgenberg şöyle diyor: “Koalisyon anlaşmaya dair biraz tereddütlüydü. Ama BBC’nin haberiyle ilgili sorun, anlaşmanın kendisinin olumsuz görülmesiydi”.

Ya da Dalati’nin The Region’a söylediği gibi “Eğer bu bir sır değilse o zaman neden gazeteciler olay yerinden bir hafta uzak tutuldular?”

Rakka’da gazetecilere getirilen kısıtlamalarla birleşen bu belirsizlik yazının yazılması için vesile oldu. 9 Ekim’den 14 Ekim’e kadar gazetecilerin Rakka’da hareketlerii kısıtlandı. 14’ünde SDG ve Koalisyon basın açıklaması yaptığı zaman çoğu gazetecide soru işaretleri oluştu. Ama kısıtlamalarda gizli nedenler aramayanlar için koalisyonun tavrı anlaşılabilirdi.

En önemlisi güvenlik gerekçesiydi. Yüzlerce IŞİD’linin eşlik ettiği binlerce sivilin nakledilmesini riske sokmanın en hızlı yolu onu duyurmaktır. Sivillerin SDG bölgesinden güvenli çıkışını sağlamak içinse gizlilik en önemli şeydi. Bir ay öncesinde IŞİD’lilerin Suriye/Lübnan sınırından Der Zor’a nakledilmesi basında geniş ölçüdeyer buluğu zaman ABD’nin kendisi yolculuğu sabote etmeye çalıştı. Koalisyonun kendi taktiklerinin kendisine karşı kullanılabileceğini düşünmüş olması mümkün mü?

Ve elbette bir de ABD’nin yerel sivil konseylere ve onların kamuoyu açıklamalarına yaklaşımındaki kopukluk vardı. Resmen, Korgeneral Stephen Towsend da söylediği gibi ABD’, IŞİD’in geri çekilmesine dair anlaşmaları onaylamıyor. Bu özel durumda ve ikiyüzlülük suçlamaları ihtimaline rağmen, ABD liderliğindeki koalisyon sustu ve SDG’ye uydu. Anlaşma garantiye alındıktan sonra “IŞİD’li teröristlerin Rakka’dan adaletle yüzleşmeden kaçmasına ve başka bir yerde ortaya çıkmasına imkân veren herhangi bir anlaşmayı onaylamıyoruz ama Rakka’daki binlerce siville ilgili de endişeliyiz” açıklaması yapıldı. Basının ilgisi anlaşmayı tehlikeye atmadıysa da Washington’un baskısı atabilirdi.

Ama Dalati daha gizli bir şeylerin döndüğünde ısrar etti.

Haber dünyaya duyurulurken o da “Bu hikâyeyi 5 gün önce patlattık. Şimdi koalisyonun durumu süsleyerek güzel gösterme zamanı”. Belki de onun ve Sommerville’nin hüsranı (ve itiraf edeyim ki bu sadece bir spekülasyon), önceki tahliye anlaşmalarının aksine bu defakinin Kerkük’teki askeri yığınak gibi diğer büyük ve IŞİD’in başkenti Rakka’nın düşmesi gibi daha önemli olayların gölgesinde kalacağı gerçeğiydi.

Olay sadece 250 IŞİD’li ve 3500 sivilin IŞİD bölgesinin dışına taşınması değil, bu hikâyenin haber çevriminde kaybolması ihtimali veya çoğu insanın Rakka’nın “özgürleştirilmesi” olarak gördüğü olayın gölgesinde kalacağı gerçeği de var. Sommerville ve Dalati’nin her ikisi için de şenlikleri dindirmek gerekçesi vardı ama bu daha sonra olacaktı. Kaynakların ve yeni suçlayıcı gerçeklerin yardımıyla gözden kaçmış haberler skandal olarak yeniden paketlenebilir, dünyaya satılabilir ve kendilerine göre hak ettiği ilgiyi alabilir.

Farklı Dünyalar

Ünlü oyun ve mizah yazarı J. Michael Straczynski bir seferinde okurlarına “gece yarısı insanlarının” anahtarını verdiği bir mektup kaleme almıştı. 1978’de onları San Diego’nun bir makalesine davet eden Straczynski, “enlem ve boylamdan başka hiçbir şeyi paylaşmayan” iki dünya karşısında çarpılmıştı. Gündüz insanları etrafta boş dolaşan ve eve gitmeye çalışan işadamları ve memurlardan oluşuyordu. Ve gece yarısı insanları da gölgelerden çıkıp “eroin, para ve bar aramak için sokaklara inen” kayıp insanlardı. Gündüz insanları, gece yarısı insanlarına yakınlık gösteremiyordu. Gece yarısı insanlarıysa sonsuza dek adaletsizce kötülük dünyasına ait olmakla yerilebilirdi.

Suriye, ya da ondan geriye ne kaldıysa, gerçekten de çok sayıda farklı, birbirlerine yakınlık duymayı çok güç gören dünyanın, aynı yeri paylaşan farklı ulusların birleşimi.

Bazen coğrafya kaderdir. Esad güçleri, bürokratik cinayet makinesini başka bir yere yerleştirmek için çekilirken kuzey ve kuzey doğu bölgelerindeki Suriye halkları ŞİD tehdidiyle uzun süre mücadele etmek zorunda kaldı. Logolarına ÖSO etiketi ekleyenler dâhil, bu grupların çoğu için “Suriye Devrimi” güzel bir soyutlama. Başta aileleri IŞİD’den korumak için değişken ittifaklar ve bazen çelişkili koalisyonlar kuruldu. Bu halkların çoğu 2011’de ayaklanmış olsa da şimdiye dek yakındaki diktatöryal tehdit olan IŞİD’e karşı savaşmak söz konusuysa Esad yanlısı taburlarla bile müzakere edilebilirdi. Daha güneye indiğimizde “IŞİD’e karşı savaş” ihanet gibi görünüyor. Oysaki bir zamanlar Esad’la savaş için gelen silahlar şimdi Kürt “işbirlikçilere” gidiyor (Suriye muhalefetinin bir kesiminin düzenli bir şekilde kullandığı eski ve tehlikeli bir ima). İsyancıların elindeki bir kentin bile Hıristiyan mahallesindeki Süryani ailenin duvarında Esad portresi asılı olabilir. Esad acımasız ama isyanın aldığı mezhepçi yönün kendilerini popülist ve İslamcı şiddet karşısında aciz bırakacağından korkuyorlar.

Bu dünyaların hiçbiri gerçekten diğeriyle yakınlık kuramaz. Bu nedenle Suriye sadece silahların konuştuğu bir savaş değil, anlatıyla ilgili de en acımasız savaşlardan birisi. Sommerville ve Dalati gibi sahada olanlar veya benim gibi uzaktan yazanlar dâhil gazeteciler de bu dünyalara çekiliyorlar.

Somerville ve Dalati, Rakka’ya gittiklerinde, kendilerine “özgürleştirilmiş” mi yoksa büyük bir kısmı yok edilmiş bir şehirle mi karşılaşacaklarını sordular. Rakka’da geçirdiği zamanı yazan Sommerville, koalisyonun yaklaşık 433 sivil kaybına neden olduğunu söyledi. Bu Rusya, Suriye rejimi veya IŞİD’in öldürdüğü sayıdan daha yüksek. “Sokak sokak, ev ev, Rakka yıkıldı”.

Burada da Sommerville farklı dünyalar arasında geçiş yapabildi. Kobanê şehitlerini anladığı gibi anneleriyle birlikte bir hava saldırısında hayatlarını kaybeden Marwa, Mariam ve Ahmed Shabab için yakılan ağıtları da duymazdan gelmedi Her iki gerçeklik de aynı anda var oldu ama enlem ve boylam dışında başka ortak noktaları yok.

Gerçek şu ki Marwa, Mariam ve Ahmad Shebab trajedisinin yanında, 2014’te kaçırılan ve Şengal Kadın Birliği savaşçıları olan Ezidi kadınlar tarafından kurtarılan on dört yaşındaki Ezidi Selah Hesen Reso da vardı. Her iki dünya da gerçek ve Rakka savaşı farklı insanlar tarafından farklı şekillerde hatırlanacak.

Ve pek çok başka yönden her iki dünya da, farklı ihtiyaçları olan Suriye’nin farklı halklarıyla birlikte savaş öncesinde de vardı. Kürtlerin dünyada yaşanan daha kapsamlı değişimlere yönelik tereddütlerinin nedenlerinden biri de kendi kaderini tayin etme arayışlarının bir kenara itilmesi ve 2011’de devrimlerin başlangıcından bu yana farklı bir şekilde ve neredeyse sürekli maruz kaldıkları adaletsiz bir şekilde yaptıklarının takip edilmesi haliyle ilişkili. Arap şovenizminin varsayılan olarak “işbirlikçi” diye tasvir ettiği bir grup insanın meşruiyetini bozmak için açık bilginin düzenli bir şekilde manipüle edildiği saçma bir dünyada, Kürt hareketinin periyodik olarak “skandallarla” uğraşması gerekiyor.

Birkaç örnek vermek gerekirse, Rakka sivil konseyi, evinden olan siviller için Haseke’de kıt kaynaklarla geçici kamplar kurmak istediğinde, ambargoyla boğulan ve insani bir krizle yüz yüze olan SDF, resmi muhalefet tarafından “ölüm kampları” açmakla suçlandı. IŞİD topraklarına yaklaştığı için Arap köylerini tahliye etmeye çalışan YPG etnik temizlikle suçlandı ve BM tahliyelerin “askeri gereklilik” nedeniyle yapıldığını açıklayana dek zarar verilmişti bile. Bugüne dek Kürtler, düzenli olarak ırkçı olmakla itham edildiler. Ve tabii ki Roy Gutman’ın “IŞİD ve YPG’nin ılımlı isyancı gruplara karşı birlikte çalışıyorlar” demesini kim unutabilir? Bunlar hepimizin tanıklık etmek zorunda kaldığı anlatı savaşları.

Ama anlatı savaşları analistler, siyasetçiler ve gazeteciler arasından seviyeli anlaşmazlıklardan ibaret değil, tutukluluk ve bazen de ölüme varan sonuçları oluyor. Suriye muhalefetinin açık partizanı ve Rakka kampanyasının ateşli karşıtı Kyle Orton, Henry Jackson Derneği için IŞİD’e karşı gönüllü olarak savaşan Britanyalıların derhal “güvenlik riski” nedeniyle tutuklanmaları gerektiğini söylediği bir rapor yazdığı zaman aynı zamanda IŞİD’e karşı hayatlarını riske atan bu Britanyalıların dönüş biletlerini iptal etmiş, hayatını kaybedenleri de suçlu bulmuş oldu.

Elbette Sommerville ve Dalati’nin araştırmalarında bulduklarını iddia ettikleri gibi yapbozun yeni parçaları vardı. İlki, ABD’nin konvoyu havadan izleyerek müdahil olmasıydı. İkincisi, konvoyu idare eden kaçakçılara gizliliğin gerektiği belirtilen telefon konuşmasıydı. Üçüncüsü ise IŞİD’lilerin tahliyenin gerçekleşmesini kabul edene dek bombalandıkları iddiasıydı. Hepsi de SDG ve koalisyon tarafından reddedildi ki büyük ölçüde beyana dayanan bir haber olduğu için bunu yapmak kolaydı. Ve sonra Dalati’nin The Region’a ısrarla söylediği gibi, 3500 aile üyesi koalisyon tarafından “insan kalkanı” olarak tanımlanırken onlar aslında akrabalarıydı. Ancak sadece rehin statüsünde olmamaları olası bir bombardımana maruz kalmaları gerektiği anlamına gelmez. Onlar siviller ve Dalati bu konuda “Anlaşıyoruz” diyor.

Ama Sommerville ve Dalati’nin ısrar ettiği gibi bu detaylar gerçekten de “kirli sırrı” açığa çıkarmıyor. Ayrıca, eğitimli gözlemcinin dışında, kirli sır olarak da başka yorumlayan yok. Kamuoyunun bildiği tahliyenin kendisi sır olarak yorumlandı. Ortadaki şey, Dalati ve Sommerville’in, IŞİD’in Rakka’da kaybetmesi gibi muazzam bir başarının çıkardığı gürültünün altında fark edilmeyeceği endişesini yaşadıkları açık bir sır.

Hayal Ürünü Dünya

Haberi yeniden paketleyip sunmak etik mi? Burada da Suriye’deki farklı dünyalara dönmeli ve Suriyeli Kürtlerin büyük çoğunluğunun dünyaya o kadar da yakınlık duymadığını vurgulamalıyız. Ankara muhtemelen haberden heyecan duydu, Türk hükumetini, PYD’yi IŞİD’e denkleme çabalarına yardımcı olacak ideolojik cephaneye sahip olmaktan başka hiçbir şey bu kadar mutlu edemezdi. Tam da Ankara, Afrin’e saldırmak ve Kürt bölgesine girmek için hazırlanırken şans eseri duruma uygun, SDG’yi yenmek için hayatını verdikleri düşmanlarla bir tutan bir haber ortaya çıktı. Haberin haklı olduğu taraf, anlaşmanın “kayıpları en aza indirmek” için yapıldığını kabul etmesi. Ama çok geçti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı “SDG-IŞİD anlaşması tehlikeli ve aydınlatıcı. Bu anlaşma, bir terör grubuna karşı başka bir terör grubuyla savaşırsanız sonuçta bu terör gruplarının işbirliği yapacağını gösteriyor.” açıklamasını yaptı. Mevlüt Çavuşoğlu mutlu bir şekilde “IŞİD’le yakın işbirliği içerisindeler” dedi.

21 Kasım 2017’de Türk yetkililer, tahliyeden kendilerinin de haberleri olmadığını belirtip Avrupa’ya saldırması olası saldırganların biyometrik verilerini talep ederek güncelleştirilmiş haber çevrimini sömürmeyi ihmal etmediler. Saçma bir hayal ürünü dünyada, Afrin’in işgali için tam zamanında diplomatik bir yeniden hizalanma.

Oysa en önemlisi; kanını akıtanların, IŞİD’le savaşanların, savaş muhabirlerini koruyanların, düşmanlarıyla işbirliği yapmakla, ölüm kampları kurmakla, Araplara etnik temizlik uygulamakla, İngiltere’ye IŞİD’lilerle aynı şekilde güvenlik riski oluşturmakla ve şimdi de IŞİD’in Avrupa’ya saldırmasına imkân vermekle suçlanarak teşekkür ediliyor. Sonuçta gözden kaşmış bir hikâye “kirli sır” diye yeniden sunuldu ve IŞİD’e karşı savaşan ve ölenler düşmanlarıyla işbirliği yapmakla suçlandı. Gazeteciler bu şekilde mi uluslararası siyaseti etkilemek istiyor? Hepimizin etik konusunu yeniden düşünmesi gerekiyor. Suriye, gazeteciliği sonsuza dek değiştirdi.

24.11.2017

Mohammed Elnaiem

Kaynak: The Region

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s