Avrupa’nın Yeni Sol Hükumeti mi? – İzlanda Sol-Yeşiller Lideri Katrín Jakóbsdottir’le Söyleşi


ice

Katrín Jakóbsdottir-2009

İzlanda Sol-Yeşiller lideri Katrín Jakobsdóttir, bu hafta sonu yapılacak seçimleri ve kazanırlarsa ne olacağını anlatıyor.

Bu Cumartesi günü İzlanda, bir hükumetin daha skandallar nedeniyle çökmesinin ardından bir yıl içinde ikinci defa seçime gidiyor.

Ancak bu seçimlerde, baskın olan sağcı Bağımsızlık Partisi’ne karşı muhalefetin liderliğini, ülkenin sosyalist geleneğinden gelen ve ilk defa bir hükumetin başında olmayı hedefleyen Sol-Yeşiller çekiyor.

Yeni Sosyal Demokrat İttifak’ın sosyal-liberal siyasetine muhalefet gruplar tarafından 1999’da kurulan Sol-Yeşiller, kendilerini Avrupa’daki neoliberal karşıtı ve hareket temelli partilerle aynı yere konumlandırdılar. 2009’da ilk defa hükumete Sosyal Demokratların küçük ortağı olarak girdiler ve aynı yılın sonunda ülkede yaşanan mali krizin ortasında yapılan yeni seçimi kazandılar.

Kamu harcamalarının kısıtlanması ve IceSave Bankasının çöküşüyle ilgili olarak Britanya ve Hollanda devletlerine geri ödemelerin yapılmasına destek vermeleri nedeniyle bu hükumette yer almaları tartışma yarattı.

Ama hükumetten ayrıldıktan dört yıl sonra İzlanda’nın refah devletini savunan bir programla gelen ve siyasetini yenileyenn parti, anketlere göre Bağımsızlık Partisi’yle ilk sıra için yarışıyor ve iktidarın eşiğinde görünüyor.

Jacobin’in Avrupa editörü Ronan Burtenshaw Sol-Yeşil Hareket lideri Katrín Jakobsdóttir’le partinin yükselişinin ardındaki nedenleri, seçim programlarını ve hükumet olurlarsa neyi hedeflediklerini konuştu.

1980’den bu yana sadece dört yıl sol eğilimli koalisyonların iktidar olduğu İzlanda siyasetinde tarihsel olarak Sağ hâkim oldu. Ne değişti de Sol-Yeşiller gibi bir parti anketlerde bu kadar iyi sonuçlar elde ediyor?

Tarihe baktığımız zaman İzlanda’da çoğunlukla Bağımsızlık Partisi’nin en güçlü parti olduğunu görürüz. (ekonomik) Çöküşün ardından kısa bir süre Sosyal Demokrat İttifak yerlerine gelmişti ama bugün Sağ yeniden iktidarda. Yani İzlanda’nın diğer Nordik ülkeler ve İskandinavya’dan farklı bir tarihi var.

Şu anda siyasetin kutuplaşmasına tanık oluyoruz. Sol güçleniyor ama Sağ da güçlerini yeniden bir araya getiriyor. Olağandışı olan şey ise Sol-Yeşiller’in hem son seçimlerde hem de anketlerde sosyal demokratların önünde gelmesi. Sosyal Demokrat İttifak kurulduğundan beri 2013 yılına dek yüzde 25-30 arası destekle hep en büyük parti olmuştu.

Sol-Yeşiller, çöküşün ardından sosyal demokratların küçük ortağı olarak hükumete girmişti. Sonrasında yapılan seçimlerde kayba uğradık ama o zamandan beri istikrarla büyüyoruz. Kendinizi ve performansınızı analiz etmeniz güç ama büyümemizin ardında yaklaşımımızı değiştirmemiz olduğunu düşünüyorum. Artık o kadar da sistem karşıtı bir parti değiliz –hükumete girdikten sonra bunu iddia etmek güç olur- onun yerine hükumetteyken edindiğimiz tecrübeleri, sorumlusu olduğumuz iyi ve kötü politikaları değerlendirdik ve tekrar iktidara gelmeye hazır olduğumuzu açıkça belirttik.

Programınızda, haftalık çalışma saatlerini azaltmak, NATO üyeliğiyle ilgili referanduma gitmek, doğum iznini ciddi bir şekilde uzatmak, yeni bir anayasaya hazırlamak gibi bazı radikal öneriler var ama aynı zamanda herkes için vergileri yükseltmemek ve mali sektöre “partiler üstü, profesyonel” yaklaşım getirmek gibi konular da var. Sol-Yeşiller artık sistem karşıtı bir parti olmadığına göre ne boyutta bir değişiklik öneriyor?

Programımızın temel unsurunu sosyal sistem, özellikle de refah sistemi oluşturuyor. Kamu sağlık ve eğitim sistemleri ve kamu kaynaklarının bu sektörlerde özelleştirme için nasıl kullanıldığı üzerine tartıştık. Buna karşı çok sayıda yanıt üretildi ve anketlerde iyi görünmemizin bir nedeni de bu. Aynı zamanda, doğum izninin uzatılması ve konut sorunu gibi daha geniş refah sorunlarını da tartışıyoruz ve sadece piyasa yerine hükumet ve toplulukların da bu konuda sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda sermaye kazanç vergisinde artış ve yüzde bir servet vergisiyle birlikte zenginlerin vergilerinde artış öneriyoruz. Bu, kampanyanın ana konusu oldu ve geçtiğimiz haftalarda sağcılar tarafından saldırmak için kullanıldı.

İzlanda siyasetinde en soldaki partiyiz, yani biliyoruz ki eğer hükumete gireceksek pek çok konuda anlaşmalıyız. Örneğin mali sistem konusunda yeniden yapılanmayı gerçekleştirmek istiyoruz. Şu anda çabalarımızla sayesinde daha fazla siyasi parti, Avrupa düzenlemelerine uymaktan ve krizde millileştirilen bankaların satılmasından daha fazlasını yapmamız gerektiğini söyleyerek bunu değerlendiriyor. Biz, sistemsel olarak düşünmemiz gerektiğini, sahip olduğumuz bu bankaları kullanmamız ve yeniden yapılandırılana dek satılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Aynı zamanda en azından bir bankanın devletin elinde kalmasını ve kamunun, altyapı yatırımları ve yeni teknolojiler yoluyla kar payından yararlanması sağlamayı öneriyoruz.

İzlanda’nın mali krize yanıtı, yorumcuların ülkeyi “kötü bankacıların” hapse girdiği ve bir yurttaş devriminin siyasette yolsuzluğu bitirdiği sunmasıyla birlikte hayli efsaneleştirildi. Panama Belgeleri’ne bağlı çıkan skandallara bakarsak bu pek doğru bir tanımlama değil. Sol-Yeşiller’in o dönemde hükumette geçirdiği zamanı nasıl anlatırsınız?

Bir krizin ortasındayken hükumette olduğumuzu belirtmemiz önemli. 2009’da açık 1,4 milyar dolardı. Toplumu gerçekten değiştirmek isteyenler için bu güç bir durum. Ama hükumetten ayrıldığımız zaman bütçe dengesini sağlamıştık ve hiç özelleştirme yapmamıştık. Bunu en zenginler ve balıkçılık şirketleri gibi büyük şirketlerin vergilerini arttırarak ve bir sol parti için çok güç olan bazı bütçe kesintilerini yaparak gerçekleştirdik. İstemediğimiz halde IMF ile çalışmak zorunda kaldık ama Avrupa Birliği ve troyka ile çalışan Avrupa’daki diğer ülkelere baktığımda bizim yöntemimiz daha iyiydi diye düşünüyorum.

Vergilendirmede bazı ilerici düzenlemeler yaptık. 2009-2013 hükumetinden önce İzlanda’da büyük ölçüde sabit vergi sistemi vardı ve biz bunu ilerici bir vergilendirmeyle değiştirdik. Tartışmalı bir değişiklikti ve sağcılar ciddi muhalefet ettiler. Aynı zamanda kamunun kaynak kiralama gelirlerini arttırdık, özellikle de İzlanda’nın geleneksel olarak ihracat yapan en büyük sektörü olan balıkçılık sektöründen elde edilenleri. Bu kaynakların ortak olduğunu ve kamu yararına kullanılmaları gerektiği fikrini ortaya koyduk. Aynı zamanda, ülke çapında ciddi bir şekilde müzakere edilen ve katkı yapılan yeni bir anayasa hazırlama çalışmasına odaklandık ama muhalefetin gücü nedeniyle kabul edilmedi. Bu süreci henüz tamamlamış değiliz.

Ne yazık ki mali sistemi kökten yeniden yapılandırmayı başaramadık. Bu nedenle kampanyamızda buna vurgu yapıyoruz. Örneğin, İzlanda’da neredeyse hiç olmayan, kooperatifler gibi, farklı türde bankacılığın yapılabileceği yasal bir ortamı oluşturmak istiyoruz. Sistemin çoğu kamu elindeyken bunu yapma fırsatımız var.

Nordik solu feminist konulara öncelik vermesiyle bilinir ve Sol-Yeşiller’in seçim programında da ön plandalar. İzlanda’da feminist bir hükumet nasıl olur ve hangi politikaları getirmeyi hedefliyorsunuz?

Şu anda iki önemli konuyu tartışıyoruz. İlki istihdamla ilgili; ücret farklarına son vermek ve iş piyasasını değiştirmek. İzlanda’da bazı sektörlerde erkekler, bazılarında kadınlar egemen. Bu sonuncusunu değiştirmek için istihdam fırsatlarını erkekler ve kadınlar için daha eşit hale getirecek uzun vadeli bir planın parçası olarak eğitim sisteminden başlamak gerekiyor.

Diğer önemli konumuz ise, kurulduğumuzdan beri mücadele ettiğimiz cinsel şiddet. Hükumetteyken bu konuyla ilgili düzenlemeler getirdik. İlk olarak para karşılığı seksle mücadele için İsveç modelini benimseyerek seks satın almayı yasa dışı hale getirdik. İkinci olarak ev için şiddet yasasında değişiklik yaparak mağdurunda değil de şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılmasını sağladık. Seçilirsek bunu daha da geliştirecek tekliflerimiz olacak.

Feminizmle ilgili olarak toplumda geniş bir uzlaşma var. İzlanda’da siyasetinde feminist siyaset önermeyenler dahi feminist olmayı istiyor. Ama cinsiyet eşitliğinde önder olsak da hâlâ eşit bir toplum değiliz. Kökleri derinde olan bir eşitsizlik bu. Yani biz sözlerde olduğu kadar eylemlerde de feminist olmak istiyoruz. Siyasi parti lideri bir kadın olarak farklılıkları görüyorum. Benimle ilgili konuşmalar sıklıkla nasıl göründüğüm veya ne kadar etkileyici olduğum üzerinden cinsiyet temelli oluyor. Zekice bir şey yaptığımla ilgili bir şeyler okuduğumda şaşırıyorum.

İzlanda şu anda NATO üyesi ve seçim programınızda buna karşı olduğunuz yazıyor. Sol-Yeşiller ülkeyi bu askeri ittifaktan çekmek için ne yapacak?

Sol-Yeşiller, İzlanda’da NATO’dan ayrılmak isteyen tek parti. Bu konu, Irak Savaşı zamanında, o zamanki hükumetin iki bakanının İzlanda’nın (kamuoyu hiç istemediği halde) koalisyon güçlerine katılması gerektiğine karar vermesiyle gündemin ilk sırasına yerleşmişti. Ama şimdiye dek ayrılma konusunu ilerletemeyecek kadar tecrit edildik. Toplumda bu konuda bir uzlaşma olmadığı gerçeğinden yola çıkarak NATO üyeliğiyle ilgili referandum yapılmasını öneriyoruz.

Ama bunun güç bir yol olduğunun farkındayız. Aynı zamanda hükumette olursak güvenlik için yapılacak harcamaların, askeri harcamalardan ziyade yurttaşa güvenliği için yapılmasını sağlamak istiyoruz. Bu önemli bir adım ve kampanyamızda bunu vurguladık.

Çevrecilik konusu kampanyanızda ne kadar önemli ve seçimi kazanırsanız ne tür değişiklikler yapacaksınız?

Bence sürdürülebilirlik, nesiller arası eşitlikle ilgili bir şey yani ayrılmaz bir şekilde sol siyasete bağlı. 1999’da kurulduğumuzda, İzlanda’nın dağlık bölgelerindeki kaynakları korumak üzerine odaklanmıştık ama yıllar içinde çevreciliğimizi geliştirdik. Açık ki iklim değişikliği bugün çok önemli ve kampanyamızda İzlanda’nın 2040 itibarıyla karbon nötr hale getirmeyi vaat ettik.

Ama çevrecilik sadece bununla ilgili değil, aynı zamanda yaşadığımız sistemi değiştirmekle de ilgili. Kapitalizm ekolojik çıkarlarımızın aksine işliyor. Tüketimi ve büyümeyi arttırmak üzerine dönüyor ama sürdürülebilirlik bunları azaltmamızı gerektirir. İzlanda’da yenilenebilir enerji kaynaklarını ciddi bir şekilde geliştirdik. Hedefimiz bunları yaymak ve yeni sanayilere ve daha sürdürülebilir bir ekonomiye geçiş için kullanmak.

Eğer anketler doğruyu işaret ediyorsa Sol Yeşiller bu hafta sonundan itibaren hükumet etme pozisyonunda olacaklar, sonraki adımlarınız ne olacak?

Eğer anketlerin gösterdiği gibi İzlanda parlamentosunda sekiz parti olursa çok karmaşık olacak. Önceliğimiz refah devletini destekleyecek, özelleştirmeyle mücadele edecek, vergilendirmede adaleti sağlayacak önlemleri alacak ve İzlanda’da siyasi sistemi yeniden inşa edecek bir koalisyon kurmak. Tabii ki solda ve merkezdeki partilerle hükumet kurmayı tercih edeceğiz.

Ama bu güç bir yol olacak. Anketler hem sol hem de sağ bir hükumet kurulabileceğini gösteriyor. Eğer böyle olursa karar verme gücü merkezdeki partilerde olacak. İzlanda’da, İskandinavya’da olduğu gibi sol blok ve sağ blok kurma gibi bir geleneğimiz yok. Kamuoyunun bizden sağla, Bağımsızlık Partisi’yle hükumet etme gibi bir talebi de var.

Bunu istikrar isteyen çok sayıda seçmenden duyuyoruz. Onlara göre istikrara ulaşmanın en iyi yolu ideolojik olarak güçlü olmayan bir hükumet. Bunu dışlamıyoruz ama istediğimiz bu değil. Hedefimiz sonuç elde edebilecek sol bir hükumet kurmak.

26.10.2017

Katrín Jakobsdóttir’le Söyleşi

Kaynak: Jacobin

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s