Katalanların Kararı – Josep Maria Antentas


15208602841_806c30b633_k1

11.09.2017’deki bağımsızlık yanlısı gösteri / Joan Campderrós-i-Canas

Katalanların Bağımsızlık Oylaması Nasıl Ortaya Çıktı ve Neden Sol’un Desteğini Almalı

1 Ekim’de Katalunya’da bağımsızlık referandumu yapılacak. Katalan hükumeti tarafından çağrısı yapılan ama İspanyol Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklanan bu oylama, Katalan ve İspanyol kurumları arasında devam eden eşi görülmemiş beş yıllık bir çatışmanın doruk noktasını oluşturuyor.

Bağımsızlık sürecinin, Katalan ulusal günü olan 11 Eylül 2012’deki kitlesel gösteriyle başlamasıyla birlikte, hareket, o zamandan bu yana her yıl kitlesel gösteriler düzenleyebilen kalıcı bir siyasi ve toplumsal güç haline geldi. Bu gelişmeler açık ki şu anda oylamanın gerçekleşmesini engellemek için her türlü baskıcı yöntemi deneyen Madrid’deki sağcı hükumeti endişelendiriyor.

Yarın Katalunya için önemli bir gün ve bu da tüm potansiyeli ve sınırlarıyla birlikte Katalan bağımsızlıkçı hareketinin siyasi gidişatını hatırlamak için iyi bir fırsat.

Ana Akım Bağımsızlıkçı Hareket

Bağımsızlıkçı hareket, 2012’de birbirine bağlı üç dinamiğin sonucu patlak verdi. Birincisi, çok sayıda Katalanın, İspanyol milliyetçiliğini siyasi-kültürel projesinin merkezine koyan ikinci Aznar hükumetinin saldırgan merkeziyetçiliğinden rahatsız olmasıydı.

İkincisi, Katalan parlamentosunun 2005’te geçirdiği Katalunya Özerklik Yasasının, onaylanması için Madrid’e gönderildiğinde zorluklarla karşılaşmasıydı. O zamanlar muhalefette olan muhafazakar Halk Partisi (PP), yasanın anayasaya aykırı olduğunu öne sürdü ve anayasa mahkemesi de on dört maddesini yasadışı ilan etti. Ulusun egemenliğini arttırmaya yönelik bu başarısız girişim pek çok Katalan’ı İspanya’nın içeriden reforme edilemeyeceğine ikna etti.

Son olarak, ekonomik kriz ve sert kemer sıkma politikalarına dönüş, İspanya’nın siyaseten ve ekonomik olarak başarısız olduğu algısını arttırarak Katalunya’yı İspanyol devletinden daha da uzaklaştırdı. Madrid krizi bölgesel hükumetlerin kamu harcamalarını ve diğer başka şeyleri kısacak bir merkezileşme planını dayatmak için kullanmaya çalıştıkça merkezi hükumet ve bölgesel yönetimler arasındaki gerilim arttı.

Katalunya’da, kemer sıkma politikaları ve mali ve siyasal elitler arasındaki danışıklı işlerden duyulan hoşnutsuzluk ilk olarak 15M hareketiyle kendini gösterdi. Doğrudan kemer sıkmaya yönelmemiş olsa da bağımsızlık hareketi de ekonomik durumla ilgili bu hoşnutsuzluktan faydalanmayı başardı ve İspanya’dan bağımsızlığı var olan durumdan çıkış için somut bir öneri olarak sundu.

2012’de Katalan Ulusal Meclisi (ANC), bağımsızlık çağrısıyla demokratik bir hareket örgütledi. ANC kısa sürede bütün Katalunya’daki şubeleriyle birlikte kitlesel bir örgüte dönüşerek bahareketin tartışmasız lider örgütü oldu. Sadece bağımsızlığa odaklanan ANC, ne kemer sıkma politikalarını eleştirdi ne de ekonomik değişim önerdi. Ana akım bağımsızlıkçı hareket onun yerine kendini ortak kimlik (Biz Katalanlar, ortak çıkarlarımız olduğu için birleşmeliyiz) ve kendine ait bir devlet sahibi olma arzusunun (Devletsiz hiçbir şey yapılamaz)  merkezine yerleştirdi.

Bağımsızlığın soldan destekçileri, bu ulus ve devlet odaklanmasını önce bağımsızlık ve sonra ekonomik ve toplumsal reformlar diyen aşamacı bir yaklaşımla tamamladılar. Ama bu yaklaşım, dönüşüm süresini kimin kontrol ettiğinin sonrasında da ne olacağını belirlediğini gözardı ediyor. Bugünün tavizleri ve hareketsizliği yarın geri çevrilemez.

İspanya’da bu anlayışı özellikle önemli çünkü “önce bağımsızlık ve sonra geri kalanı” söylemi, Franco sonrası dönüşümde Sol’un kabul ettiği “önce demokrasi ve sonra toplumsal haklar” söylemini andırıyor. Bu doktrin, sol güçlerin asla geriye alamadığı tavizleri meşrulaştırıyor. Ortak bir talebi temel alan her hareket uygun anın avantajlarını kullanmalıdır ama bugün kazanamadığı bir şeyi de sonrası için garanti edemez. Bağımsızlıkçı hareketin ulus ve devlet bakışı gibi aşamacı yaklaşımı da ciddi stratejik sorunlar üretti. Bununla birlikte bağımsızlık, 1978’de kurulan kurumsal çerçeveyle karşı karşıya gelecektir. Neoliberal kapitalizmle savaşanlar için hareketin bu tarafı herhangi bir stratejik analizin başlangıç noktası olmalıdır.

Hareketin Toplumsal Tabanı

Bağımsızlıkçı hareket sınıf ve nesil hatlarının ötesine geçiyor ama hakim olanlar orta sınıflar ve gençler. Büyük burjuvazi başından beri bağımsızlık sürecine karşıydı ve buna bir son vermek için perde arkasında durmadan uğraştı. Tarihsel olarak altmışlarda güney İspanya’dan Katalonya’ya gelen göçmenlerin oluşturduğu geleneksel işçi sınıfı da daha az müdahil oldu.

Geleneksel işçi sınıfının yokluğunu iki farklı ama bağlantılı fenomenle açıklayabiliriz: sınıfın Katalan ulusal sorunuyla özdeşleşme eksikliği ve işçi hareketinin çözülmesi. Katalonya’daki işçiler bağımsızlık konusunda bölünmüş durumda ve önemli bir kısmı bağımsız bir devleti bir gelecek olarak görmüyorlar.

Bağımsızlıkçı hareketin bir çelişkisi de başladığından beri egemen siyasi gücün Katalan milliyetçi sağının, hareketi neredeyse tamamen kontrol etmesine rağmen bağımsızlığa karşı çıkan büyük sermayeyi temsil eden Katalonya Demokratik Birliği’nin (CDC), olması. Jordi Pujol liderliğindeki CDC, Katalancılığa ilerici akımların egemen olduğu dönemi kapatıp uzun dönemli bir muhafazakar ulusalcı hegemonyayı başlatarak, 1980’de iktidara geldi.

Altmışlar ve yetmişlerde Katalan ulusal talepleri ve işçi hakları mücadeleleri ortak bir düşmana, Franco diktatörlüğüne, karşı savaştıkları için birlikte yapılıyordu. Gerçekten de işçi hareketi -özellikle yasadışı, komünist Katalonya Birleşik Sosyalist Partisi (PSUC)- stratejisini bu birliktelik üzerine kurdu; Katalan işçi sınıfını ulusal kimlik etrafından birleştirmek için savaştı ve İspanyol kökenli işçileri ulusal talepleri kabul etmeye ikna etmeyi başardı.

Franco sonrası dönüşüm esnasında Pujol, ulusalcı ve demokratik ılımlı bir projeyi kendi kusursuz Franco karşıtı itibarıyla birleştirerek orta sınıfları bir araya getirdi. Sonuçta, Solu yenerek ve yirmi yıl sürecek bir siyasi hegemonya kazanarak kendisini sessiz siyasi değişimin güvencesi olarak sunabildi. İspanyol hükumetiyle pragmatik ilişkisi, İspanyol siyasetinde Katalan etkisini artırma arayışı ve kültürel milliyetçilik orta sınıf tabanını birleştirdi. Doksanlarda ve yeni milenyumun ilk on yılında bu aşamacılık, CDC’nin ülkenin küresel ekonomideki pozisyonunu geliştirme umuduyla Katalan yönetimini genişletme arayışıyla güçlendi. Bağımsızlıkçı hareket patlak verdiğinde Pujol’un halefi Başkan Artur Mas’ın liderlik etmekten başka seçeneği yoktu.

O zamandan beri mali güçler ve iş çevreleri, kendi sınıf çıkarlarını temsil etmeye devam etmesine rağmen büyük ölçüde siyasi olarak CDC’den uzaklaştılar. Sağcı ulusalcılar iktidarda oldukları beş yıl boyunca Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) etrafındaki bağımsızlık yanlısı merkez sol lehinde ciddi şekilde düşüş yaşadılar. Bu nedenle 2016’da CDC’yi Katalan Avrupa Demokratik Partisi (PdeCAT) olarak yeniden kurmak zorunda kaldılar.

Referandumdan Ayrılmaya

Başından beri bağımsızlıkçı hareket bir referandum için savaştı ama İspanyol hükumeti sistematik olarak bu talebi reddetti. Hatta merkezi hükumet tartışmanın meşruiyetini dahi reddediyor.

Bu da merkezileştirilmiş İspanya devletinin ve 1978 anayasasından çıkan siyasi rejimin doğasını yansıtıyor. Ulusal sorun -ve buna dahil olan Katalan sorunu-, özellikle yeni anayasanın yapılışını takip eden diktatörlüğün mirasçıları ve ordu için, dönüşümün en yakıcı konularından biri haline geldi.

Bu dönemde Katalancı partiler İspanya’nın demokratik dönüşümü çerçevesinde özerk hükumetin yeniden kurulmasını talep ettiler. Yeni anayasa Katalunya, Bask Ülkesi, Galiçya ve Endülüs’ün ayırt edici özelliklerini tanımlamak için “milliyetler” gibi muğlak bir terimi getirirken devletin çokuluslu doğasını veya bileşen ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını tanımadı. Hatta anayasanın ikinci maddesinde “İspanyol ulusunun bölünmez bütünlüğü, tüm İspanyolların ortak ve bölünmez vatanı” belirtildi.

Pratikte bu, anayasa mahkemesinin artan bir şekilde kısıtlayıcı bir anlayışla yorumladığı, sıkı bir yasal çerçeve tarafından sınırlanan kaydadeğer bir ademi merkezileşme anlamına geliyordu. 2012’de Katalan hükumeti bir bağımsızlık referandumu yapacağını duyurdu ve Aralık 2013’te tarih olarak 9 Kasım 2014 olarak belirlendi. İspanyol anayasa mahkemesi oylamayı yasakladığında Katalan hükumeti plebisiti yasal bakımdan “katılımcı süreç” olarak açıklayıp yarı resmi kamuoyu yoklaması olarak yeniden adlandırdı. Bu strateji hem teslimiyeti hem de merkezi devletle doğrudan doğruyya karşı karşıya gelmeyi engellemiş oldu. İspanyol hükumeti bağımsızlık lehindeki kitlesel demokratik bir etkinliği engelleyemedi ama bağımsızlıkçı hareket de oylamayı bağlayıcı bir eylem olarak kullanamadı.

2014 referandumu muğlak bir sonuç yarattı. İlk olarak, hibrit doğası nedeniyle bağlayıcı siyasi sonuçları olmayan ama önemli bir olay haline geldi. Oylama bağımsızlıkçı hareketin hegemonya kazandığını ama hâlâ seçmen çoğunluğundan yoksun olduğunu gösterdi. Bağımsızlık kolayca kazandı (2.305.290 oyun 1.861.753’ü) ama seçmen sayısının katılanların üç katı kadar olduğunu düşündüğümüzde bu zafer o kadar da etkileyici görünmüyor. 9 Kasım, Katalunya’nın referandum yapmadan referandum yaptığını söylemesine imkan verdi. Böylece tartışılmaz bir siyasi ve toplumsal başarıyı temsil etmesine rağmen bağımsızlıkçı hareketi hatalı bir rota takip etmeye zorladığı için ciddi bir stratejik yanlış haline geldi.

Oylamanın ardından bağımsızlık yanlısı güçler, 2015 bölgesel seçimlerini bir bağımsızlık plebisitine dönüştürmeye karar verdiler. Sonra, yeni hükumetin kurulmasının ardından Katalunya’yı İspanyol devletinden bağımsızlaştıracak on sekiz aylık bir ayrılma sürecini başlattılar. Bu planın üstesinden gelinemez bir iç çelişkisi vardı: 2014’teki referandumun yasal olarak engellenmesine karşı çıkmaya cesaret edemeyen aynı hareket, şimdi daha büyük seferberlik ve devletle doğrudan yüzleşmeyi gerektiren bir şeyi başarmaya çalışıyordu.

Son olarak, iki yıllık verimsiz bir dönemden sonra hükumet ve bağımsızlıkçı hareket başlangıç noktasına geri döndüler: demokratik bir yüzleşmenin kolaylaştırıcısı olarak bağımsızlık referandumu ihtiyacı – yani 1 Ekim.

Katalan Solu

Barcelona Belediye Başkanı Ada Colau liderliğindeki Catalunya en Comú, merkezi devletin yasal bir referandum düzenlemeyi kabul etmesi gerektiğini söylerken 1 Ekim oylamasına mesafesini korudu. Colau’nun partisi devletin baskısını tartışmasız bir şekilde kınadı ama pasif duruşuna da bağlı kaldı.

Parti, 1 Ekim’e katılmaya karar verdi ama bunu referandumdan çok bir hareketlenme olarak görüyor. Sonuç olarak Catalunya en Comú, İspanyol ve Katalan hükumetlerini üzerinde anlaştığı bağlayıcı sonuçları olacak yeni bir referandum çağrısında bulunuyor.

Bu pozisyonun ciddi sorunları var: ilk olarak, güvence eksikliği için Katalan hükumetini resmi olmayan yollardan hareket etmek zorunda bırakan İspanyol hükumetini suçlamalıyız.

İkinci olarak, Catalunya en Comú, oylamanın sonuçlarıyla ertesi günkü siyasi koşulların bağını kopartıyor gibi görünüyor: bağlayıcı bir referandum ancak İspanyol hükumeti kaybederse veya ciddi bir siyasal bedel oöderse mümkün olabilecek. Son olarak, her ne kadar parti, oylamaya katılmaya karar vermiş olsa da düşük profilini koruyarak ne kitlesel katılım çağrısı yaptı ne de insanları oy vermeye cesaretlendirdi. (Catalunya en Comú’nun bileşeni olmayan ama aralarında bir tür seçim ittifakı olabilecek) Podemos’un 2014’teki Avrupa seçimlerinin ardından genişlemesiyle birlikte Katalan şubesi olarak kurulan Podem’in kurucuları, başta bağımsızlık süreci ve ulusal sorun konuları olmak üzere partinin Katalunya’ya nasıl yerleşeceğini belirlemekte başarısız oldular.

Merkez partinin başlangıçtan beri bir İspanyol ulusal projesi olarak konsolide edilmesinden bu yana çalışan İspanyol liderlik, Katalunya’daki siyasi durumla ve Katalan ulusal sorunuyla çatışarak partinin Katalunya’daki potansiyelini zayıflattı. Bir açıdan Podemos’u İspanya çapında siyasi haritanın ortasına atan şey, Katalunya’da kenarlara itti.

Bununla beraber Podem, Pablo Iglesias’ın isteğinin çok ötesine geçerek sonuçta 1 Ekim referandumuna katılmaya karar verdi. Aslında Podemos lideri, kendi partisinin Katalunya şubesinden çok Catalunya en Comú’ya yakın. Podem, 1 Ekim referandumunu bağlayıcı olarak görmüyor ve bağımsızlık karşıtı bir duruşa sahip ama İspanyol hükumetine rağmen kararlı bir şekilde referandumu yapmak isteyenlerin yanında durdu.

Bu esnada bağımsızlıkçı hareket içinde, Halk Birliği Adayları (CUP) etrafında bir anti kapitalist kanat kuruldu.

Radikal bağımsızlıkçılık, gençler ve parlamenter olmayan sol arasında seksenlerde büyüdü. Toplumsal eylemcilik anlamında önemli bir rol oynadılar ama radikal solcu bağımsızlık yanlılarının yerel meclislerde kazanmaya başladıkları 2000’lere dek siyaseten marjinal kaldı. CUP parlamentoya ilk olarak 2012’de %3.4 oy oranı ve 3 milletvekiliyle girdi. Üç yıl sonra oyları %8.2’ye, milletvekili sayıları 10’a çıktı.

Geçtiğimiz beş yıl boyunca CUP bağımsızlık sürecine bağlılığını antikapitalist bir programla birleştirdi. Bununla beraber büyük ölçüde bağımsızlıkçı hareket çerçevesinde çalışarak antikapitalist duruşunu yeni toplumsal tabakalara ulaşmasına imkân verecek ve ana akım hareketin amaçlarından bazılarını yeniden tanımlatacak stratejik bir iddiayla ilişkilendirmekte başarısız oldu.

İlk olarak, Podem ve Catalunya en Comú gibi, bağımsızlığı reddeden ama kendi kaderini tayin hakkını destekleyen diğer sol gruplarla ittifak kurmayı denemedi. Böyle yapmak Katalan solunun haritasının yeniden çizilmesini sağlayabilirdi. İkinci olarak, hem yarı resmi ve bağlayıcı olmayan 9 Kasım oylamasını hem de onu takip eden 2015 seçimlerini plebisite çevirme kararını destekledi ve ardından gelen bağımsızlık sürecine ön ayak oldu.

CUP, hatalı siyasi hattının bir ürünü olan iç güçlüklerini olabilecek en iyi şekilde idare etti ama bunu Podemos’un otoriter plebisitlerine ters düşecek şekilde kendine özgü bir üye demokrasisiyle gerçekleştirdi. Ve 2016’da hareketi yeni referanduma yeniden yönlendirmekte kararlı ve olumlu bir rol oynadı.

İkiye Ayrılma Değil, Birlik

Bağımsızlıkla ilgili tartışma Katalan solunu sakatladı ve bu nedenle derin bir parçalanma gelişti. Şaşırtıcı bir şekilde neredeyse hiç kimse bağımsızlık yanlıları ve kendi kaderini tayin hakkı savunucuları arasında stratejik bir anlaşma bulmayı denemedi. Böylesi bir ittifak, mutlaka yeni devletin son varış noktası üzerinde anlaşılmasına gerek kalmayacak (bağımsızlık veya İspanyol devleti için bir tür federal ittifak) bir kurucu süreç ve bir Katalan Cumhuriyeti’nin kurulması üzerinde anlaşabilirdi.

Bu arada bağımsızlık hareketi, 15M hareketinden çıkan gruplarla güçlerini birleştirmekte büyük ölçüde başarısız oldu. Ne Catalunya en Comú ne de CUP’un bu konu üzerinde ciddi ciddi düşünmemiş olması kendi ayaklarını vurmaya denk düşüyor ve bu ikiye ayrılmanın ürettiği yetersizliklerin kalıcı eksikliklere dönüşme riski var. Sonuç olarak Katalonya’da radikal sol bölünmüş durumda ve bu da merkez sol ERC ve Katalan sağına daha fazla iktidar veriyor.

Bu hata bütün İspanya çapında da yapılıyor. İspanyol solu hiçbir zaman Katalan ulusal sorununu başarılı bir şekilde anlamadı ve hareketi kendi İspanya’yı dönüştürme projesine stratejik olarak ekleyemedi. Bu başarısızlık, 14 Nisan 1931’deki İkinci İspanyol Cumhuriyeti’nin kuruluşu da dâhil olmak üzere İspanyol tarihindeki pek çok kritik anda ortaya çıktı.

Katalan sorunu, bu sürecin esas çelişkilerinden biriydi ve İspanyol Parlamentosu’nun 9 Eylül 1932’de oyladığı Katalan Özerklik Yasasının onaylanması prosedürü çalkantılıydı. “Köylerin ve Bölgelerin özerkliğiyle uyumlu” olacak “Ayrılmaz bir Cumhuriyet” çağrısında bulunan İkinci Cumhuriyet’in anayasası, Katalanların talepleriyle çatışıyordu.

Heterodoks Marksist Birleşim İşçi Partisi’nin (POUM) başlıca teorisyeni Joaquim Maurin’in yazdığı gibi “Cumhuriyet federal değil, ayrılmazdı, üniterlik bir örtüydü. Bununla yeni devletin sadece Katalanların taleplerini karşılamakta başarısız olduğunu değil aynı zamanda Cumhuriyetin federal olmasıyla birlikte ezilmiş olacak eski monarşist merkezi devletten kopuş kapasitesini de zayıflattığını kastetmişti.

Katalan öz yönetimi konusu Franco sonrası dönüşümde tekrar ortaya çıktı. O zamanlar PSOE de dâhil sol partiler kendi kaderini tayin hakkını savundular. Ama bu büyük ölçüde söylemdeydi ve İspanya Komünist Partisi (PCE) de dâhil olmak üzere Sol, açıkça bunu reddeden bir anayasayı kabul ettiler. O zamandan beri PCE ve 1986’da kurduğu seçim koalisyonu Birleşik Sol (IU), kendi kaderini tayin hakkını İspanya’yı federal bir devlete dönüştürecek soyut bir mekanizma olarak savundu. Kendi kaderini tayin hakkının ayrılma hakkına işaret ettiğini anlamıyor gibiler. 2015 yılında hem IU hem de Podemos, İspanya çapında yeni bir sol siyasi çoğunluk yaratma mücadelelerinin bir parçası olarak Katalunya’da bağlayıcı bir bağımsızlık referandumu çağrısında bulundular. Ancak İspanyol parlamentosunda referandum yanlısı bir siyasi çoğunluk oluncaya dek Katalan hükumetinin tek taraflı referandum düzenleme girişimlerini destek vermek istemediler.

Yaklaşan Sorun

İspanyol devleti ve Katalan hükumeti arasındaki çatışmada tarafsız kalmak mümkün değil. Bir tarafta kendi kaderini tayin hakkını ve referandum yapmak gibi temel bir demokratik talebi reddeden gerici ve antidemokratik bir merkezi hükumet var. Diğer tarafta ise İspanyol devletinin yapısına dair uzun süredir devam eden rahatsızlığı ifade eden demokratik bir talep var. Hükumetin referandumu felç etmek için yaptığı baskılar boyutu ve siyasal anlamı itibariyle eşsiz. 6 Eylül’de anayasa mahkemesi Referandum Yasası yasadışı ilan etti ve İspanyol ve Katalan hukuku arasında bir savaş başlattı.

Karardan sonra referanduma dair tüm etkinlikler yasadışı hale geldi. Madrid’e bağlı polis, kampanya malzemeleri ve oy pusulaları bulmak için çok sayıda basımevini ve medya kuruluşunu aradı.

İspanyol başsavcı, oylamayı düzenleme isteklerini resmen duyuran 712 Katalan belediye başkanına celp gönderdi. 20 Eylül’de İspanyol polisi Katalan hükumeti merkezilerine baskın düzenledi ve birkaç gün sonra mahkemeye çıkmadan önce geçici olarak serbest bıraksa da on dört kişiyi tutukladı. Ve nihayet 23 Eylül’de İspanyol hükumeti Katalan polisinin idaresini ele aldığını duyurdu.

Katalunya’nın dışındaki referandumu destekleme eylemleri baskıyla karşılaştı. Örneğin bir yargıç, Madrid Belediye Meclisi’nin sahibi olduğu bir binadaki toplantıya izin vermedi (toplantı özel bir salonda başarıyla yapıldı).

1 Ekim artık sadece Katalan halkının fikirlerini dile getirmesiyle ilgili değil. 1978’de yaratılan kurumsal çerçevenin geleceği üzerine, kazananın kim olacağına göre güçlenecek veya zayıflayacak daha geniş bir demokratik savaş için zemini hazırlayacak. İspanyol solu mutlaka Katalan halkı ve referandum düzenleme hakkıyla dayanışma göstermeli ama Katalan solunun önemli ve karmaşık bir sorunu var. İlk olarak devlet baskısının üstesinden gelmeli ve planlandığı gibi referandumu düzenlemeli. İkinci olarak da mümkün olan en yüksek katılımı sağlamalı.

Muhalefetin önemli bir kısmı referandumun meşruiyetini kabul etmiyor ve boykot çağrısında bulunuyor. Podem bunun en büyük istisnası: genel sekreteri oylamayı savunuyor ama bağımsızlığı desteklemiyor. Catalunya en Comú liderleri oy vereceklerini duyurdular ama nasıl olacağını söylemediler. Ancak “evet” oyunu savunmak, Katalan ve İspanyol halkları arasında gönüllü bir federal birliktelik isteyenler için bile en iyi stratejik tercih. Federal bir geleceği destekleyenler bunun ancak Katalan egemenliği temelinde inşa edilebileceğini kabul etmeliler. Sonuç garanti olmaktan uzakta ama bu stratejik “evet” 1978 rejimine büyük bir darbe vurabilir ve daha iyi bir siyasi ve toplumsal çerçeve oluşturmak için Katalunya’nın demokratik potansiyelini ortaya çıkarabilir. İşte tam da geleceğin stratejik konusu bu.

30.09.2017

Josep Maria Antentas

Jacobin

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s