(Rojava’daki) Britanyalı Gönüllü Macer Gifford: “Devrimin Yayıldığını Görmek İstiyorum” – Karlos Zurutuza


Macer Gifford. Fotoğraf: Karlos Zurutua

Karlos Zurutuza’nın Süryani Askeri Konseyi’yle birlikte Kürt cephesinde katılan Britanyalı eski yabancı para tüccarı Macer Gifford’la yaptığı röportaj.

Britanya’da bir üniversiteden ülke mali kriz yaşarken mezun olan Macer Gifford, diğer pek çokları gibi kendisini kararsız ve akıntıya kapılmış bir halde buldu.

Mali sektörde yabancı para tüccarı olarak iş bulmayı başardı ama bir gözü her zaman dışarıdaydı: haberlerde, dış dünyada, Arap Baharı’nda.

Şu anda 30 yaşında olan Gifford son üç yılını çok farklı bir işte geçirdi: Suriye’de, Kürtlerin Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve IŞİD’e karşı savaşı yürüten askeri koalisyon Demokratik Suriye Güçleri altında bir grup olan Süryani Askeri Konseyi’yle birlikteydi.

17 Mayıs 2016’da, Suriye’nin kuzeyindeki Rojava da dâhil çeşitli bölgeler “Kuzey Suriye Federasyonu’nu” ilan ettiler. Hem Suriye hükumeti hem de Suriye muhalefeti bunu reddederken Gifford, “kelimenin tam anlamıyla bir devrimden” bahsediyor.

Kendisini bir enternasyonalist olarak tanımlayan Britanyalı gönüllü, “Orta Doğu bir devrimin ortaya çıkmasını bekliyordu, bu, dünyanın bu kısmı için adeta bir rönesans” diyor. Kimliğini korumak için kod adı kullanarak bizimle IŞİD’in Suriye’deki ana merkezlerinden Rakka için savaşın devam ettiği batı cephesinden konuştu.

Britanya’dan Suriye’ye seni getiren neydi?

Üniversiteye politika ve uluslararası ilişkiler okumak için gittim ve ya bir yardım kurumu için çalışmayı düşünüyordum ya da bir politik parti için çalışmaya devam edecektim.

Her zaman bir yardım kurumunda çalışmak için seyahat etmeyi istemiştim ama okulumu en kötü durgunluğun yaşandığı zamanlardan biri olan 2008 yılında bitirince, mali sektörde işe girdim.

İşimi sevsem de zamanımın çoğunu gazete okuyarak, dünyada olup bitenleri takip ederek harcıyordum; hâlâ fark yarattığını düşündüğüm bir şeyler yapmıyordum.

Böylece buraya gelme fırsatı doğduğunda hiç tereddüt etmedim. Kasım 2014’te geldiğimde YPG’de 10’dan az yabancı gönüllü vardı, ama amacımı söylediğim zaman beni buraya davet ettiler. Burada bir devrim yaşandığını biliyordum ve onlara uzun dönem için olduğumu söyledim. Buraya gelmeden önce çok araştırma yaptım.

İlk gelişim beş aydan biraz fazla sürdü ve sonra eve döndüm. O zamanlar Kürtlerin güneye doğru ilerlemeye devam edeceğini anlamamıştım. Kısa süre sonra IŞİD’in değil de Kürtlerin üstünlük kurmaya başladığı görüldü.

İlk gidişten sonra çok yorulmuştum. Beş aydan uzun bir süre savaşmıştım, pek çok arkadaşımın öldüğünü görmüştüm ve dinlenmek ve aileme neyin içinde olduğumu anlatmak için Britanya’ya dönmek istiyordum.

Ama yeniden gelmeye karar verdin. Neden?

İlk gidişimde çeşitli ihtiyaçların olduğunu tespit etmiştim. Hem tıbbi bilgi hem de malzeme yetersizliğinden yaralanan ve ölen insanları görmüştüm.

İki ambulans ve cephedeki temel tıp bilgisi eksikliğinin üstesinden gelecek yabancı doktorlardan oluşan bir ekip kurma fikriyle geldim. Çok sayıda Kürt’e eğitim verdik. Cephe tecrübesi olan doktorlara açık çağrı yaptık. Politik olarak bilinçli, ne olup bittiğini bilen ve burada sadece yardımcı olmak için bulunacaklarını bilen insanlara ihtiyacımız vardı.

Bir “devrimin” yaşandığından söz ediyorsun. Detaylandırır mısın?

Batıdakilerin anlamakta başarısız olduğu şey, bir eldiven gibi oturacak batı tarzı bir demokrasinin yerleştirilmesinin imkânsız olduğu.

Geldiğimden beri gerçekten anladığım şeylerden birisi de emperyalizm yoluyla Orta Doğu’daki toplumların, yönetilemeyecek kadar büyük azınlıklara sahip olacak devletler şeklinde düz bir çizgiyle bölünmüşlüğü oldu.

Buraya özgü demokratik bir hareket, Orta Doğu’dan gelen ve bölgenin çeşitliliğini tanıyan, tarihini anlayan (ki bunu Amerikalılar asla başaramadı) ve herkes için sürdürülebilir bir gelecek inşa edecek birini bekliyorduk.

Ve bunu yaşadıkları ülkelerde gaddarca davranılan Kürtler’den başka kim daha iyi yapabilir? Çektikleri sayesinde başarmak istediklerini daha iyi kavradılar.

Şimdi Kürtler kendilerini özgürleştiriyorlar, neden Araplara, Türklere veya İranlılara onların yıllarca kendilerine davrandıkları gibi davransınlar? Haklarını insanlara geri veren ve ortak bir geleceği teşvik eden Demokratik Konfederalizm ideolojisini geliştirdiler.

Bu yerel bir hareket ve başarısını da büyük ölçüde buna borçlu. Kürtler, Hıristiyanlar ve Araplarla yan yana yaşadılar ve böyle olması gerektiğini anlıyorlar. Bu kelimenin tam anlamıyla bir devrim. Orta Doğu bir devrimin ortaya çıkmasını bekliyordu, bu, dünyanın bu kısmı için adeta bir rönesans.

Ne kadar kalacaksın?

Artık kendimi bir asker olarak görmüyorum. Evet, buraya IŞİD’le savaşmak için geldiğim doğru ama bugünlerde kendimi yapılmakta olan tarihi, Orta Doğu’daki köklü değişimleri gözlemleyen birisi olarak görüyorum. Sokaklardan çöp toplamak, Kürtçe öğretmek veya yerel konseylerde çalışmak olsun herkesi kendi payına düşeni yapıyor.

Bütün bunlar, şiddetli bir çatışma devam ederken, bir devrim ve ulaştıkları her şeyi yok etmek isteyen iyi finanse edilmiş ve eğitilmiş bir düşmana karşı savaş devam ederken gerçekleşiyor.

Orta Doğu bir devrim yatağı ve ben bunun nereye kadar gideceğini görmek istiyorum. Bunun Suriye’nin ötesine yayılmasını istiyorum. Faşizm, nasyonalizm, fundamentalizm ve sevmediğimiz bütün “izmler” Orta Doğu’da takipçi buluyor çünkü yoksulluk, eğitimsizlik ve hükumetlerin toplumları yabancılaştırması var. Her tür “izm” için verimli bir toprak.

Orta Doğu’yla birlikte, biz Batıdakilerin bölgeye yatırım yapmanın, iş yaratmanın, laik bir eğitim vermenin ve onlara haklarını veren Demokratik Konfederalizm gibi bir demokratik çerçeveyi inşa etmenin ne kadar önemli olduğunu düşünmeye başlamalıyız. Ondan sonra Orta Doğu şimdikinden çok daha parlak bir geleceğe sahip olacaktır.

Önümüzdeki beş yıl için ülkeyi ve bölgeyi nasıl görüyorsun?

Umutlarımız ve geleceğin getirebilecekleri arasında fark var. Esad ve DSG arasında barış anlaşması imzalanmasını ve Türklerin Suriye’den çekilmesini görmek istiyorum.

Gerçekten DSG’nin Esad’a karşı demokratik muhalefet olmasını istiyorum. Ülke ikiye bölünebilir: bir parçasını rejim ve diğer parçasını DSG yönetir. Esad bir diktatör ama aptal değil ve bence DSG ile müzakere etmek istiyor.

İç savaşın bittiğini ve bölgenin kalanına örnek olacak bir federasyonun kurulduğunu görmek istiyorum.

IŞİD’i yeneceğiz, orası kesin ama ben aynı zamanda devrimin tüm Suriye’ye ve ötesine yayıldığını da görmek istiyorum.

18.09.2017

Karlos Zurutuza

New Internationalist

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s