Macron 2017 = Le Pen 2022 – Mathieu Bonzom


macron-profile

Emmanuel Macron-2016. Gongashan / Flickr

Le Pen karşıtlığı, asla 7 Mayıs’ta ona karşı oy vermekle sınırlanmamalı.

Fransa Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda, neofaşist Marine Le Pen’in karşısında eski bankacı ve maliye bakanı Emmanuel Macron olacağına göre Fransa solu ne yapmalı?

Cumhurbaşkanlığı ikinci tur ve Haziran ayında yapılacak meclis seçimleri, mali gerileme ve artan şiddetle birlikte, Avrupa Birliği’ni Stathis Kouvelakis ve diğerlerinin tanımladığı gibi kapitalizmin “zayıf halkası”na dönüştüren derin siyasi temsiliyet krizini de gözler önüne seriyor. Her ne kadar bu krizler yeni olmasa da daha güçlü bir siyasi sol için sonraki adımları hesaplamadan önce analiz etmemiz gereken yeni çarpıcı gelişmeler ürettiler.

“Aşırı Merkezin” Zaferi

Merkez sol ve merkez sağ siyasetçiler arasındaki koalisyon, uzun süredir Avrupa’yı yöneten “aşırı merkezin” doğmasını sağladı. Avrupa Birliği’ni ve çeşitli ülkeleri artık böyle bir ittifak olmadan idare etmek güç bir hale geldi. Tek başına “Merkez”, çağdaş siyasette eksik olan ılımlılığı ima ediyor olabilir ama aşırı merkez, dünyayı on yıllardır talan eden neoliberal politikalar için söylenen “alternatif yok” söylemini hatırlatıyor.

Bu bakımdan, Emmanuel Macron’un birinci turdaki (ve muhtemelen ikinci turdaki) galibiyeti şaşırtıcılığını yitiriyor. Eski bir bankacı olan Macron, son beş yıldaki bazı en kötü neoliberal reformlara katkıda bulundu. François Hollande’ın seçime katılmama kararı ve hükumet karşıtı duyguların artmasıyla daha az aşırı merkezci Benoît Hemon’un Sosyalist Parti’nin ön seçimlerini kazanmasının ardından, Macron aşırı merkez için tek uygun aday haline geldi.

Macron’un başarısını ilginç kılan, Beşinci Cumhuriyet’in en sevilmeyen hükumetinde yer almış olmasıydı. Kurduğu platform, Hollande yönetimine öykünüyor ve Hollande’ın tarihi çöküşü bir ara sağın adayı François Fillon’un bu güya değişim seçimini kazanacağını garanti etmiş gibiyken sonuçta Cumhurbaşkanı Macron’la karşı karşıya kalacağız görünüyor.

Elbette çoğu Fransa yurttaşı, hatta ona Macron’a oy verenler de dâhil, onun Fransa siyasetinde devrim yapacağını düşünmüyor. Güçlü bir iktidar karşıtı hava olmasına rağmen, Hollande’ın başbakanı Manuel Vals ön seçimi kazansaydı, Sosyalist Parti daha iyi bir sonuç elde edebilirdi. Bu da Hollande’ın kalan oylarını almasının yanı sıra, hükumet üyelerinin neden Macron’u desteklediklerini açıklıyor. Aşırı merkezci aday, yolsuzluk skandalı sayesinde kampanyası zarar gören sağın adayı Fillon’un oylarından da birkaç puan çekti.

Aşırı sağın iyi bir sonuç alması korkusunun ortasında, medya, aslında sola oy veren belirgin sayıda insanı, Macron’u ilk turda desteklemenin Marine Le Pen’i saf dışı etmenin en iyi –hatta tek- yolu olduğuna ikna etti. Macron da çokkültürlü bir Fransa’ya olan (aslında olmayan) desteğini vurgulayarak buna katkıda bulundu.

Macron’un galibiyeti bu gibi diğer gelişmelere bir şeyler borçlu olsa da Fransız toplumunun, ekonomik ve toplumsal kriz bağlamında, Avrupa Birliği’ni reddetmek isteyenler ve teknokrat bir kurtuluştan hâlâ umudunu kesmeyenler olarak ikiye bölünmüş durumda olduğunu teyit ediyor.

Tüm bu nedenlerden dolayı, neoliberal kapitalizmin siyasi temsilcileri, düzen karşıtı bir poz keserek ve aşırı merkezi kurtararak, fiili iki parti sistemden, koptular. En azından şimdilik.

Ancak, bu arka plan, sonraki yönetimin bazı olası zayıflıklarına işaret ediyor. Solu (Sosyalist Parti) ve Sağı (Cumhuriyetçiler) temsil edenler toplamda oyların yüzde 26’sını aldılar. Eğer Macron’u da siyasi yelpazenin-eskiden yelpazenin tümünü veya çoğunu oluşturan- aynı bölgesinde yer alıyor diye düşünürsek, ancak o zaman merkezin toplamı yüzde 50’ye ulaşıyor.

Daha da ötesi, aşırı merkezin iç çelişkileri Haziran’daki meclis seçimde yine ortaya çıkacak. Merkez sağ, merkez sol iktidardan intikamını almaya çalışacak ve Macron koalisyon kurmak için bu iktidardakilere dayanmak zorunda kalacak. Yakında siyasi merkezin dışından geliyormuş gibi görünme hali yok olacak.

Bu esnada, çok sayıda Avrupa ülkesini bu tür bir siyasi krize sokan yapısal, ekonomik ve toplumsal faktörler devam edecek, neoliberal merkezi daha da itibarsızlaştıracak. Macron, kapitalizm ve onun siyasi temsilcileri için en iyi ihtimalle geçici bir çözüm gibi görünüyor. Bu da kapitalistlerin artık yapabileceği tek şey olan zaman kazanmak anlamına geliyor.

Faşist bir Muhalefetin Direnilebilir Yükselişi

Bu arada, aşırı sağcı Milliyetçi Cephe’nin adayı Marine Le Pen, babası gibi ikinci tura kaldığını gördük. Ancak 2002’dekinin aksine neofaşistlerin başarısı şaşırtıcı olmadı. Bu da devam eden siyasi krizin yarattığı tehlikelerin altını iyice çiziyor.

Le Pen’in ikinci sırada gelmesi, “normalleşme stratejisinin” hem faşist bir tehdit olarak teşhir edilmesini önleyerek hem de siyasi yelpazenin geri kalanını kendi bölgesine gelmeye zorlayarak başarılı olduğunu kanıtlıyor. Seçim boyunca diğer ana akım adaylar Le Pen’i taklit etmeye çalışarak (“göç, bir sorundur”, “yurtseverlik çözümdür”, “Fransızlar için Fransa” vb.) FN seçmenlerini kazanmaya çalıştılar. Sonuçta aşırı sağ, sermayenin baş temsilcilerine, aşırı merkeze karşı muhalefetin liderliğini yapma yarışını kazanıyor.

Sol için en güç konu bu gibi görünüyor. Güçlük, Le Pen ve partisinin en tehlikeli düşman olarak tanımlanmasında değil, onları yenebilecek başarılı bir plan hazırlamakta yatıyor. Amerikan solunun karşı karşıya kaldığı gibi “Le Pen olmasın da kim olursa olsun” tuzağına düşme riskimiz var. Panzehir ise aşırı sağın özgül tehdidini ciddiye almak, negatif bir kampanyayı (Le Pen karşıtlığı) pozitif bir sol projeyle birleştirmek ve kesinlikle neoliberal merkezden bağımsız kalmak.

Çok sayıda yorumcu, ikinci turda yaşanacak Macron-Le Pen karşılaşmasının geçen yıl ki Clinton-Trump karşılaşmasıyla olan benzerliğinden bahsediyor. Ancak, kısmen de olsa, Macron ve Le Pen’i Trump’ın iki yüzü olarak tanımlayabiliriz: Le Pen herhangi bir düzen partisinin desteğine sahip değil ve en nihayetinde güncellenmiş bir faşist. Bu tanım, Trump’un takipçilerinin sadece bir kısmına uyuyor. Macron ise kendisini siyasetin dışında, iş dünyasının içinde olarak gösterebiliyor ve bağımsız görünüşünü bildiğimiz neoliberal politikaları uygulamak için kullanacak.

Bu analiz solun bazı kesimlerini adayların bir madalyonun iki yüzünü temsil ettiğini düşünmeye ve dolayısıyla ikinci turda seçimlere katılmamaya götürüyor. Bu da sonuçlar açıklanır açıklanmaz ortaya çıkan “Macron 2017 = Le Pen 2022” sloganın egemen tercümesi.

Slogan hem neoliberalizme hem de neofaşizme karşı radikal muhalefeti vurguluyor ve genellikle sokak eylemleri ve doğrudan eyleme çağrılarla ilişkilendiriliyor. Ancak faşist siyasetçilere verilen geniş desteğin yarattığı yakın tehlikeyi kabul etmeden kitlesel bir sol muhalefet inşa etmek güç görünüyor.

Le Pen karşıtlığı, asla 7 Mayıs’ta ona karşı oy vermekle sınırlanmamalı. Geleneksel işçi talepleriyle güncel faşizm ve ırkçılık karşıtı duruşu birleştirebilecek en büyük 1 Mayıs gösterilerine hazırlığı da içermeli. Ama Sol, faşizm karşıtı oyları başkalarına bırakmayı kaldırabilir mi?

Açık ki Macron’un galibiyeti olmuş bitmiş bir iş gibi görülmeseydi bu slogan daha az popüler olurdu. Ama tersi bir sonuca da varabiliriz: Macron’un kaçınılmaz galibiyeti, onun savunduğu her şeyin kötü taraflarını açığa vurmaktan geri durmadan, Le Pen’e karşı hem sokakta hem de sandıkta muhalefet etme çağrısında bulunabiliriz anlamına geliyor.

Sonuçta slogan, Le Pen’in başarısından esas olarak kimin sorumlu olduğunu doğru bir şekilde gösteriyor. “Başka bir alternatif yok” fikrini ortaya koyan iki partili sistem tarafından dayatılan neoliberal politikalar olmasaydı, kendimizi bu karmaşanın içinde bulmazdık. Bu nedenle aşırı merkezin en iyisi ve onun faşist rakibi arasında yanlış bir ikilemle karşı karşıyayken, neoliberal statükonun artan bir şekilde itibarsızlaşan temsilcileriyle ortaklaşmayan bir antifaşist hareket inşa etmeliyiz.

Solun Sonraki Adımları

“Macron 2017 = Le Pen 2022” lafı saatli bir bombanın tik takları gibi geliyor. Faşistlerin dönüşünün sorumlusu olarak aşırı merkezi işaret ederken aynı zamanda solun ne yapması gerektiğinin de altını çiziyor: güçlü, birleşik, son beş yılın güya sol hükumetlerinden bağımsız bir hareket inşa edin. Hepsinden öte, yeniden dirilecek bu sol, Le Pen’e onun “yurtsever” dilini taklit ederek ve ırkçılık karşı hareketi ikinci plana atarak karşı çıkmayı mutlaka reddetmeli.

İyi haber, Solun, bu defa Le Pen kadar oy almış olması. Bu oyların çoğu Jean-Luc Mélenchon’a verildi. Philippe Poutou ve Nathalie Arthaud’un aşırı sol temalı seçim kampanyaları önemli meseleleri dile getirmekte ve statükonun adaylarına saldırmakta işe yaradıysa da kendileri bu seçimin fikirlerini yaymak için sadece bir fırsat olduğunu itiraf ettiler. Mélenchon, bir seçim zaferinin veya sadece başarılı bir kampanyanın dahi toplumun derinden dönüşümüne ciddi bir katkı yapacağı ve böylesi bir dönüşümün gerektireceği kitlesel hareketlenmeyi teşvik edeceği konusunda ısrar etti. Mélenchon’un böyle bir duruş göstererek Sosyalist Parti’den bağımsız kalması ve ikinci tura kalmaya çok yaklaşması gerçekten de hepimizi harekete geçirmeli.

Daha da ötesi Mélenchon kampanyası, Solun, Avrupa Birliği’ne dair stratejik tartışmalarda ilerleme kaydetmesine yardımcı oldu. Mélenchon ortaya, bir “plan A” (Avrupa Birliği’ni neoliberal bir yapı haline getiren ana anlaşmaları yeniden müzakere etme) ve “plan B” (neoliberalizmden kurtulmanın tek yolu buysa Avrupa Birliği’nden çıkmak) koyarak, Solda genellikle (Syriza’nın Yunanistan’da karşılaştığı yıkıcı sonuçlara rağmen) “plan A veya hiç” arasında sıkışan önemli tartışmaya öğretici ve birleştirici bir yaklaşım getirdi.

Ama Sol için ileriye giden yol, Mélenchon kampanyasının önemli eksiklikleri üzerine ciddi bir tartışma yapmaktan geçiyor. Demokrasi konusundan iyi bir platform olmasına rağmen Boyun Eğmeyen Fransa (France Insoumise), Soldaki iç demokrasi uygulamaları için iyi bir standart oluşturmuyor. Ne de özellikle göçmen hakları için mücadeleyi ve enternasyonal dayanışmayı, polis vahşetine ve Müslüman karşıtı “laik” yasalarla mücadeleyi ön plana alarak Fransa solundaki cumhuriyetçiliğin en kötü taraflarını tartışıyor.

Yine de Pazar gününden ve gelecekteki mücadeleler için bize sağladığı başlangıç noktasından umut çıkarmalıyız.

25.04.2017

Mathieu Bonzom

Jacobin

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s