2017 Bulgaristan Seçimleri: Kaybederken Sağlamcı Davranmak – Julia Rone


eagles-bridge-768x432

Sofya’da kitlesel gösterilerin yapıldığı Kartal Köprüsü

Kaybederken sağlamcı davranmak kötü bir stratejidir. Yine de Bulgar seçmenler 2017’deki seçimlerde tam da bunu yaptılar. Bulgarların %32,65’i Boyko Borisov’un, Bulgaristan’ın Avrupalı Gelişimi için Yurttaşlar (GERB) partisine oy verdi ve ona, %27,20 oy alan Bulgar Sosyalist Partisi’nin (BSP) önünde rahat bir galibiyet kazandırdılar. Birleşik Yurtseverler koalisyonu %9,7 ile üçüncü oldu ama bu onlar için iyi bir sonuç olsa da beklentilerinin altında ve Haklar ve Özgürlükler Hareketi’nin (DPS) aldığı %8,99’a çok yakın bir sonuç oldu. Parlamento’daki beşinci parti, Varnalı karanlık işadamı Veselin Mareshki’nin lideri olduğu ve seçimlere ucuz benzin ve ilaç vaatleriyle giren “İrade” (Volya) oldu. Seçimlerin en büyük kaybedenleri ise sağcı Reformcular Bloğu’ndan ayrılıp %4’lük barajı aşamayan üç parti oldu.

Bulgar Cephesinde Yeni Bir Şey Yok mu?

Haber, yeni bir haberin olmamasıdır. AB ülkelerinde bu yıl yapılan seçimlere dair tüm anlatılar, kendi tuhaflığı içinde istikrarlı ve inatçı olan Bulgaristan bağlamında yetersiz ve biraz yapay kalıyor. Birleşik Yurtseverler’in düşük performansını gerçekten de liberalizmin zaferi olarak nitelendirebilir miyiz? Bulgaristan’da sağdan sola bütün partileri kesen milliyetçi bir uzlaşma olduğu için pek öyle diyemeyiz. Seçim sonuçlarını, Hollanda’da olduğu gibi sosyal demokrat partilerin çöküşünün bir kanıtı olarak görebilir miyiz? BSP’nin (Avrupa’daki diğer sosyal demokrat partilerin yanlışlarını çoğuna sahip) son parlamento seçimlerinden bu yana oylarını neredeyse ikiye katlamasına bakarsak hayır, göremeyiz. Avrupa yanlısı sağın, Rusya yanlısı sola karşı zaferinden söz edebilir miyiz? Hayır, çünkü Borisov’un GERB’i, Rusların Bulgar ekonomisine derinlemesine girmesine izin verdi ve aynı anda, ciddi bir şekilde Rusya dostu olmasına ve bazı açılardan AB’yi sorgulamasına rağmen BSP de Avrupa yanlısı bir parti. Basmakalıp açıklamalar ve hazır ideolojik kestirmeler Bulgaristan seçimlerinin sonuçlarını anlamamızda işe yaramaz.

Seçimlerdeki en ilginç eğilimlerden biri de benzer oyuncular arasındaki bölünmelerin çoğalmasıydı. “Solda” BSP’nin kendisinden ayrılan ABV/21 Hareketiyle rekabeti, Reformcular Bloğu’nun üç sağ partiye bölünmesi ve hatta “Türk oyu” (bazıları komünist rejim tarafından 1980’lerin sonunda Türkiye’ye sürülen Bulgaristan Türkleri’nin oyları) denen oyların daha Rusya yanlısı DPS ve Türkiye ve Erdoğan yanlısı DOST arasında eşit olmayan bir şekilde de olsa bölünmesi. İkinci olarak 2009’dan bu yana siyasi durumda önemli bir değişiklik olmadı. O zamandan beri her seçimde GERB birinci, BSP ikinci oldu ve her seçimde yeni bir popülist parti parlamentoya girdi: “Düzen, Yasallık, Adalet (2009), “Sansürsüz Bulgaristan (2013) ve şimdi Mareshki’nin “İrade (2017)”si. Bu küçük partilerinin ortak yanı ideolojik yelpazede yeni bir yer kaplamaları değil, daha önce temsil edilmediklerini düşünen insanları temsil etmeleri. Ama aksine, güçlü işadamları tarafından desteklenen bu partiler, sistem karşıtı tepki oylarını topladılar ve GERB’in programına benzeyen programlar sundular. Hepsi de orijinalin yeniden basımı gibiler ve her yeniden basım daha da soluklaşıyor.

Sol ve sağ partiler arasında önemsiz farklılıklar olduğu gerçeği ve hepsini kesen siyasi fikirlerin neoliberal tekdüzeliğini, Jana Tsoneva “siyaset sonrası siyaset” diye gayet yerinde tanımlıyor. Mültecilere karşı Türkiye sınırına duvar örülmesi, sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi veya sosyal yardımların sadece çalışanlar veya eğitimlilerle sınırlanması Bulgaristan’daki çoğu siyasi partinin üzerinde anlaştığı şeyler. Yani büyük soru şu: eğer bu seçimler ülkenin gidişatı üzerine ideolojik farklılıklar veya büyük anlaşmazlıklarla ilgili değilse farklı siyasi partiler ve seçmenler için kazanacak ne var? Benim yanıtım basit: değişim söylemine rağmen bu seçimlere çok pragmatik bir şekilde, ayakta kalma ve var olan duruşları ve sahiplikleri koruma mantığı hakimdi.

Seçimler veya Mevcut Durumu Korumanın Yolu

Boyko Borisov’un 2009’daki ilk seçim zaferi, 2007 yılında AB’ye katılım döneminde istikrarlı bir hükumet olması için BSP, DPS ve gayri resmî olarak “Çarın Partisi” olarak adlandırılan NDSV tarafından kurulan Üçlü Koalisyon’un yolsuzluklarına tepki olarak yorumlanabilir. 2009’daki seçim kampanyasının önemli bir anı, bakanların gücü olmadığı iddia eden DPS lideri Ahmed Doğan’ın, Avrupa’dan gelen parayı çevresindeki şirketlere “dağıttığına dair” ses kayıtlarının sızmasıydı. Bununla beraber Borisov’un seçilmesine yol açan tek faktör bu değildi. 2009 yılında, komünist diktatörün eski koruması, itfaiyeci, karate ustası, tenisçi ve futbolcu ve hatta piyano çalan bir adam olarak karizması yerindeydi. Borisov’un hiçbir zaman ideolojisi olmadı ama karizması ve siyaset için doğal bir yeteneği vardı: mükemmel halkçı lider.

GERB dönemine, ekonomik faaliyetlerin belirgin bir şekilde düşmesine yol açan ekonomik kriz damga vurdu. Bu, aynı zamanda AB yapısal fonlarının güçlü bir şekilde aktığı dönemdi. Bu ikisinin etkisinin birleşmesi, Bulgar devletini AB fonlarının yeniden dağıldığı bir kaynağa dönüştürdü. Bu defa Borisov “dağıtıcı” oldu ve yerel seçimlerdeki stratejik kazanımlarıyla ülke üzerindeki etkisini güçlendirdi. Aynı zamanda Maliye Bakanı Djankov, Schäuble’nin doktrinini takip ederek, sosyal yardımları kısan ve dengeli bütçe uğruna ekonominin daralmasına neden olan kemer sıkma politikalarını pervasızca yürüttü.

Kemer sıkma politikalarının yıkıcı etkisi kısa zamanda hissedildi ve 2013 yılında elektrik fiyatı artışına, yoksulluğa ve oligarşiye karşı ülke çapında gösteriler başladı. Bu protestolarda en ilginç olan şey kemer sıkma politikalarına karşı çerçevenin hiç olmamasıydı. Kendi ilkelerine ihanet ederek 2008’de sabit vergiyi getiren Bulgar Sosyalist Partisi, kemer sıkma politikalarına karşı sol bir eleştiri getiremedi ve radikal solun dağınık sesleri baskın milliyetçi çerçevede boğuldu. Borisov’un istifasından sonra BSP ikinci bir şansa kavuştu ve herkesin hatırladığı gibi DPS’nin adamı Delyan Peevski’yi Devlet Güvenlik teşkilatının başına getirerek halkın güvenini kaybetti.

Peevski’nin atanması skandalı, 2013 yılında, siyasette daha fazla etik davranış isteyen ve sonuçta Reformcular Bloğu’nda birleşen zengin ve eğitimli Sofya burjuvazisiyle sınırlı ikinci bir protesto dalgasına yol açtı. Borisov’un 2014 yılında seçimi yeniden kazanarak protestocuların desteklediği Reformcular Bloğu’yla birlikte hükumet kurması tarihin bir ironisi oldu. Tabii, kazananın yine GERB olduğu 2017 seçimlerine dek. Tarih kendisini önce trajedi sonra komedi tekrar ediyor ve üçüncüsündeyse kimse umursamıyor. 2017 yılında Borisov’un oyların çoğunu alması bana, bilinmezlikten korktuğu için kötü bir ilişkiye saplanıp kalmış insanları hatırlatıyor. Bu metafor elbette çok dramatik oysa gerçek genelde basitçe pragmatiktir. Bir arkadaşım, 2013’te parlamento seçimlerinden önce bir meslektaşının annesinin ona “Borisov’a oy vermemiz iyi olur yoksa diğer adam, Merkel, parayı keser” dediğini söylemişti. Bu basit anekdot 2017 seçimlerinin sonuçlarını gayet iyi açıklıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin açık bir şekilde gösterdiği gibi, GERB, eğer oy vermezseniz AB projeleri durur diye insanları korkutma konusunda tereddüt etmiyor. Yapısal fonlar, ticari faaliyetleri yoğunlaştırır ve diğer AB ülkelerini yakalamayı engellerken yolsuzluğu ve bağımlılığı sürekli kılmanın bir yolu haline geldi. GERB’in yıldızının Bulgaristan’ın yakın tarihinde ortaya çıkan partiler gibi hızla sönmemesinin nedeni, yerel yapılar üzerinde havuç-sopa yöntemiyle kontrol kurmayı başarmasıdır.

Siyaset Sonrası Siyasetin Ötesi

Herhangi bir alternatif var mı? Kornelia Ninova liderliğindeki sosyalist parti yeni entelektüel akımlara açıldı ve kendini yeniden şekillendirme niyetini belirtti. Ama BSP aynı zamanda sıkı bir şekilde tutuculuğa devam ediyor ve Kornelia Ninova’nın partinin sermaye kanadının çıkarlarını temsil ettiğine dair ciddi kuşkular var. Bulgaristan’da, gençleri çekebilecek ve toplumsal ilerici değerleri sol bir ekonomi politikasıyla birleştirebilecek ilerici sol bir parti hâlâ yok.

Çelişkili bir biçimde, Bulgaristan Yeni Solu destekçilerinin çoğu, Reformcular Bloğu’ndan ayrılan ve sosyal olarak liberal, ekonomik olarak sağcı olan “Evet, Bulgaristan”ı adli reform ve yolsuzluğa karşı mücadele niyetiyle desteklediler. “Evet, Bulgaristan” kooptasyonu reddetme ve hukukun üstünlüğünü kurma bakımından olumlu, en ayrıcalıklarını, genel olarak antikomünist Sofyalılar’ın endişelerine hitap etme anlamında olumsuz olmak üzere 2013 yazındaki gösterilerin gerçek ruhunu temsil ediyor. “Evet, Bulgaristan”ın evrensel talepleri, ülkenin geri kalanındaki insanların çoğunluğunun ihtiyaçlarına ve bağımlılıklarına değinmekte ve onlarla başa çıkmakta başarısız oldu.

“Evet, Bulgaristan”ın, Oxford ve Amsterdam gibi üniversite kentlerinde oyların çoğunu almakla övünmesi kendilerini “zeki ve güzel” algılamalarına iyi bir örnek. Bu söylemle ilgili özellikle endişe verici olan, girişimciler ve kendi kaderlerini proaktif bir şekilde belirleyenler olarak “yurtdışında yapabilenlerin” eleştirilmeden fetişleştirilmesi. “Evet, Bulgaristan”ın yabancı ülkelerde düşük ücretle güvencesiz bir şekilde geçici olarak çalışan binlerce işçiyi görmezden geldiği gerçeği, hak ettikleri şekilde takdir görmediklerini düşünenleri hayal kırıklığına uğrattı. İşadamı Mareshki, seçmenlere dair hayal kırıklığına uğramak yerine seçmenlerin hayal kırıklığına seslenerek onlara ucuz ilaç ve benzin vaat etti. Mareshki’nin pragmatizmi “Evet, Bulgaristan”ın seçkinci idealizmiyle çatıştı. O, barajı aştı ama diğerleri ne yazık ki aşamadı. İşçiler, ortak sorunları, mücadeleleri ve umutlarının farkına varmalarını sağlayacak güçlü bir ideolojinin yokluğunda, kendilerini her şeyden önce tüketici olarak gördüler ve ucuz mal veya para akışının korunması vaadiyle satın alındılar.

Özetlemek gerekirse, Borisov’un sıradışı bölf yapma, istifa etme ve iktidara geri dönme yeteneği, ancak ülke dışına artan göç, sarsıcı beyin göçü ve gittikçe azalan nüfusa sahip bir ülkenin ekonomik kalkınmasına dair stratejik vizyon eksikliğiyle karşılaştırılabilir. Diğer partilerin hiçbirinin radikal bir programla, ileriye dönük gerçekçi bir ütopyayla ortaya çıkamadığı bir durumda, herkes sağlamcı davrandı, sağduyusuna güvendi ve istikrarı korudu. İşler daha iyiye gitmeyecek ama umuluyor ki kötüye de gitmeyecek. Bu düşünce tarzının tek sorunu, işlerin istikrarlı ve sürdürülebilir bir şekilde daha da kötüye gitmesi. Kaybederken sağlamcı davranmak asla iyi bir strateji olmadı. Ve GERB dışında herkes bu seçimi kaybetti.

05.04.2017

Julia Rone

Kaynak: LeftEast

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s