Rojava Devrimine Dair Yalan Haberler – Nick Fredman


rojava1Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) öncülük ettiği Suriye demokratik hareketine dair son yıllarda radikal solda çok farklı görüşler ortaya çıktı. Enternasyonal soldan bazıları bu hareketi insan hakları ihlalleri, siyasi baskı ve Beşar Esad diktatörlüğüyle işbirliği yapmakla suçladılar.

Roy Gutman’ın ABD’li Nation dergisinde çıkan iki makalesi beni bu yazıyı yazmaya teşvik etti. Ama bu makaleler, PYD öncülüğündeki hareketin sol eleştirilerinin özeti ve aşırı birer örneği olmaları nedeniyle, Gutman’a geçmeden önce biraz arka plana ve önceki yazılara bakmak anlamlı olacak.

Sosyalistler hiçbir grubu ve kişiyi idealize etmemeli. Üstelik, Suriye savaşının toz dumanının ortasında hakikati teyit etme görevini üstlenirken, PYD öncülüğündeki bu hareketin otoriter eğilimler gösterme ve kötü muamelelerin sorumlusu olma olasılığına açık olmalıyız.

Ama göreceli rahat ve ayrıcalıklı konumlarımızdan, insanlığın kurtuluşu için savaşan ve ölenlere yönelik iddialar öne sürerken çok dikkatli olmalıyız. İnsan hakları ve demokrasiye dair sosyalist normları savunmak doğru bir şey ama yoksul, geleneksel bir toplumu savaş zamanında dönüştürmeye çalışan herhangi bir hareketin karşılaşacağı güçlükleri de anlamalıyız.

Etnik Temizlik?

Suriye’ye dair sol tartışmaların çoğunun özellikle yıpratıcı olan tarafı, şüpheli görülen bir kaynaktan gelen her bilginin derhal reddedilmesi. Ama PYD öncülüğündeki hareketin doğasını çarpıtmakta ciddi çıkarları olan Esad rejimi, Türk devleti, Rus devleti, İran devleti, Körfez devletleri, isyancıların çoğu gibi birçok kuvvet varken, kuşkulu hikayelerin tekrar tekrar ortaya atılmasına şaşırmamalıyız. Onun yerine, bu hikayeleri doğru kabul etmeden önce biraz daha şüpheci olmalıyız.

Muhtemelen bu harekete karşı getirilen ciddi suçlama, Af Örgütü’nün 2015 yılındaki bir raporunda yer alan Arap çoğunluğun olduğu bölgelerde etnik temizlik yaptığı ve sosyalist programının (ve çok etnili ittifak inşasının) Kürt şovenizmi gündemini örtmek için bir kılıf olduğu suçlaması. Avustralyalı sosyalist yayın Kızıl Bayrak’ta yazan Nick Armstrong gibi bazı solcular, düşünmeden bu suçlamayı doğru kabul ettiler.

Bu suçlamanın ana akım ve bazı sol kaynaklar tarafından tekrarlanması iddiaların doğruluğunu kanıtlamıyor, özellikle de Türk devleti ve bazı mezhepçi Suriyeli grupların Kürt şovenizmi korkusunu yaymada doğrudan çıkarları varken. Af Örgütü’nün bu raporu büyük ölçüde, ağır savaşın yaşandığı bölgelerde yıkıma uğrayan binaların uydu fotoğraflarına ve anonim tanıklara dayanıyor. Bu suçlamalar, Suriye Ulusal Koalisyonu ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin inceleme ekibi tarafından 2015 yılında reddedildi. BM’nin Suriye komisyonunun yakın tarihli bir raporunda, PYD öncülüğündeki harekete bağlı milislerin (PYD’ye bağlı YPG ve YPJ ve daha geniş olarak SDG) etnik temizlik yaptığına dair suçlamaların temelsiz olduğu tespit edildi.

BM raporu, -zorunlu askerliğin YPG/J veya SDF’yi değil, nadiren çatışmaya dahil olan Öz Savunma Birlikleri’ni (HXP) kapsadığına değinmeden- hareketi, silah altına alınmak istemeyen bir kişiye yapılan kötü muamele nedeniyle eleştiriyordu ve aynı zamanda, IŞİD’in ayrım gözetmeksizin döşediği kara mayınları nedeniyle yerlerinden edilen insanlara her zaman düzgün bir şekilde bakılmadığını da söylüyordu.

Bu, rejim ve bazı isyancı grupların yaygın bir şekilde gerçekleştirdiği sivillerin öldürülmesi, keyfi tutuklama, işkence ve infazlarla kıyaslandı. Esas itibarıyla bu rapor, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2014 yılında yayınladığı raporla uyumlu. O rapor da hareketi eleştiriyordu ama ihlallerin “Suriye hükumeti ve diğer devlet dışı aktörlerin” işlediği ihlallerden “çok daha az kötü ve çok daha az yaygın” olduğu sonucuna varıyordu.

Esad’la İttifak?

Diğer bir dizi iddia da PYD öncülüğündeki hareketin Beşar Esad rejimiyle ilişkisine dair. Bu ilişki tabii ki hareketin 2012’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana işleyen ve bazıları açıkça tanınmış geçici yönetsel düzenlemeleri ve genellikle savaş ile noktalanan askeri ateşkesleri içeriyor. Ama bazı solcular, Esad rejiminin kasıtlı olarak bölgede iktidarı teslim ettiğini ve Kürtlerle rejim arasında bedeli bir tür özerklik olan bir ittifak kurmayı da içeren daha derin, uzun vadeli ve muhtemelen gizli bir işbirliği olduğunu düşünüyorlar.

Bu anlatı kısa bir zaman önce, Joseph Daher’in Jacobin dergisinde Halep savaşıyla ilgili yayınlanan makalesinde tekrarlandı. Bu anlatıdan ciddi bir şekilde kuşku duymak için birçok neden var. İlk olarak, iktidarın Esad tarafından önceden anlaşılarak barışçıl bir şekilde devredildiği hikayesi, Kürt milislerin, isyancıların 2012’de Şam’da rejimin önemli figürlerine suikast düzenlediği bombalamadan yararlanarak iktidarı isyan yoluyla ele geçirdiğini aktaran diğer kaynaklarla çelişiyor.

İkinci olarak, gizli bir anlaşmaya dair kanıt yok. Esad ve diğer rejim temsilcileri, çeşitli yıllarda YPG/J’yi silahlandırdıklarını ve ellerinde bunu “kanıtlayacak belgeler” olduğunu iddia ettiler. Suriye rejimi yanlısı medya tarafından haberleştirilen bu iddialar, Türkiye rejimi yanlısı medya tarafından, Esad’ın PYD öncülüğündeki hareketi silahlandırdığının “kanıtı” olarak sevinç içinde kullanıldı.

Ama bu “belgeler” asla ortaya çıkmadı. Belki de savaş zamanı bir diktatörlüğü yönetmek zor bir iştir ve Esad ve meslektaşları, basına gönderdikleri e-postaların “ek” simgesine tıklamayı unutmaya devam ediyorlardır. Ama belki de Esad’ın sonuna kadar yalan söyleyebileceği ve giderek militarize ve otoriter bir hale gelen Türk devletinin basınının da yalan haber yayabileceği ihtimalini aklımızda bulundurmalıyız?

Üçüncü olarak, Daher -mantıksızca- 2016 sonunda Kuzey Suriye Federasyonu isminden Kürtçe’de Batı Kürdistan anlamında kullanılan Rojava sözcüğünün çıkartılması kararının, özerklik için yakın zamanda anlaşıldığına dair bir kanıt olduğunu iddia etti. O zamandan beri yaşananlar anlatıyla tamamen çelişiyor. Rejim, herhangi bir özerklik fikrini veya Suriye Arap Cumhuriyeti’nin Arap şovenisti doğasını değiştirmeyi reddetmeye devam etti. PYD öncülüğündeki hareket, rejime karşı düşmanlığını ve demokratik, mezhepçi olmayan, federal ama birleşik bir Suriye için savaştığı yönündeki ısrarını arttırdı ve emperyalist veya alt emperyalist güçlerin geçici, kısmi ve sonuçta güvenilmez müttefiklerden başka bir şey olduğuna dair bir yanılsaması olmadığını gösterdi. Suriye Demokratik Konseyi başkanı Ahmed’in 1 Mart’ta söylediği gibi:

“İşgalle birlikte, Türkiye, karakollar kurmaya başladı. Bu karakollar ve işgal, Suriye’nin tümü için bir tehlike. Bu karakollar, rejim ve İran izlerken Rusya’nın onayıyla kuruldu. Suriye’yi bölmek istiyorlar. Şu anda rejimin elindeki yerler rejimde kalacak. Türkiye’nin işgal ettiği bölgeler Türkiye’de kalacak. Bu paylaşma siyaseti Suriye’nin ayrışmasının yolunu açacak. Bu insanlar Suriye’yi ayrışmaya sürüklüyorlar. Bu durum kabul edilemez. Biz, Suriye Demokratik Konseyi olarak buna karşı duracağız. Bu tehlikeye karşı insanların farkındalığını arttırmaya ve onları örgütlenmeye çalışacağız. Suriye’nin birliği korumaya çalışacağız. Biz, demokratik bir Suriye için savaşıyoruz ve savaşacağız, her bir ülkenin bir parçası üzerinde hak ettiği parçalanmış bir Suriye için değil. Eğer rejim bu müzakerelere dahilse, bu doğru değil ve biz bunu kabul etmiyoruz. Eğer Rusta dahilse, bu doğru değil ve biz bunu kabul etmiyoruz. Eğer ABD ve Türkiye dahilse, bu doğru değil ve biz bunu kabul etmiyoruz.”

Geçen yılki Halep savaşı, PYD öncülüğündeki hareketi eleştirmek için bir başka fırsat oldu. Bu defa rejimin şehri geri almasını sağlamak için birlikte operasyon yaptıkları öne sürüldü (SDF’nin yakın zamanda IŞİD’in ortaçağ vahşetinin elinden kurtardığı Mınbiç kentinin Esad’a teslim edildiğini yalanını öne süren ve SDF ile rejim arasındaki “pratikte sürekli” işbirliğini yazan bu makale gibi). Ancak SDF’nin Halep’teki operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu gösteren ciddi kanıtlar var. Örneğin Af Örgütü’nün bir raporunda, isyancı grupların Kürtlerin çoğunlukta olduğu yoksul Şeyh Maksut mahallesini kuşatması sonucu açlık yaşandığı ve klorin gazı da dahil olmak üzere sivillere karşı roket saldırılarının yapıldığı tespit ediliyor. Elbette Suriye’deki ihlal iddialarını eleştirel bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor ama Af Örgütü’nün sadece PYD öncülüğündeki harekete dair hazırladığı rapor gibi değil. Şeyh Maksut’un yer aldığı rapor, video görüntülerine ve doktorların açıklamalarına dayanıyor, diğeri gibi esas olarak uydu fotoğraflarına değil.

Sosyal medyada bazılarının, YPG/J ve SDF’yi töhmet altında bırakmak için, başta YPG ve rejim bayraklarını yan yana gösterdiği iddia edilen görüntüler olmak üzere, en ufak bir belirtiye dahi sarıldığını gördüm. Esadçı ve Rus sitelerinde görülen bu bulanık fotoğraflar ve videolar doğru da olabilir, yalan haber yaymak için birkaç dakikada Photoshop veya After Effect’le hazırlanmış da olabilir. Bu önemli Esadçı örnekte, yan yana dalgalanan bayraklar görüntüsü uzak plan çekilmiş ve düşük çözünürlüklüyken aynı makalede orada yalnızca Suriye Arap Ordusu askerlerinin göründüğü bir dizi yüksek çözünürlüklü fotoğraf da var.

The Nation’ın Yalan Haberi

PYD öncülüğündeki hareketin soldan eleştirilerinin saçmalığı, Roy Gutman’ın, The Nation’da yayınlanan yine şu iki makalesinde geçenler olmalı: 1 – 2. Bu makalelerde, uçuk bir şekilde, vahşi bir etnik temizlik, barışçıl komşulara saldırı, kim olduğu belli olmayan birilerinin ilkesiz gizli anlaşmaları ve iç muhalefeti ezen “demir yumruk” resimleri çiziliyor (Gutman’ın solcu olduğunu gösteren hiçbir şey yok ama yine de sol liberal Nation bu makaleyi yayınlamayı tercih etti).

“War Nerd” blogu yazarı John Dolan, makaledeki önemli yalanları, çarpıtmaları ve saçmalıkları ve Gutman’ın geçmişini ve gündemini şurada ayrıntılı bir şekilde anlatıyor: iki kaynak, Gutman’ın kendilerinden yaptığı alıntılarla ilgili yalan söylediğinden şikayet ediyor. Gutman, sayısız kaynakla çelişir bir şekilde, YPG/J’nin Kobanê köylerini gizli bir anlaşmayla en kötü düşmanları IŞİD’e bıraktığını söyleyerek 2014-2015 Kobanê savaşlarını tamamen çarpıtıyor ve YPG/J’nin Şengal’de 50.000 Êzidî’yi kahramanca kurtarmasını bir saldırı olarak tanımlıyor. Ve yine Gutman, saçma bir şekilde, Türk devleti ve yozlaşmış ve sağcı Irak Kürdistanı hükumetindeki müttefiklerini, PKK öncülüğündeki saldırgan bir bölgesel “terörist” akımın tehdidine maruz kalan ve adeta Rojava’ya ambargo koymak ve saldırmak zorunda kalan masumlar olarak tarif ediyor.

Bunlara, Gutman’ın, PYD’nin etnik temizlik yaptığı suçlamasını ve (eski bir Esad rejimi kaynağının aktardığı söylenen) PYD’nin Esad’la ittifak kurduğu iddiasını, İranlı bir gizli ajanın anlaşmanın arkasında olduğu şeklindeki acayip hikayesine rağmen ispat etmekte başarısız olduğunu ekleyeceğim.

Gutman’ın “demir yumruk” iddiasına gelirsek, Rojava’da etkin olan tüm parti ve grupların, tam işleyen bir sosyalist demokrasi için, en azından barış zamanlarında, norm olarak kabul edebileceğimiz iletişim ve örgütlenme haklarını her zaman rahatça kullanamadıkları muhtemelen doğrudur. Ama en azından önemli bir “muhalefet partisi” olan Kürdistan Demokrat Partisi’nin, (PYD öncülüğündeki harekete düşman olan) Irak Kürdistanı’ndaki KDP rejimi ve etkin bir şekilde Rojava’yla savaş halinde olan Türkiye’yle müttefik olduğu not edilmeli.

Gutman’ın Stalinizm kabuslarının aksine, David Graeber’in, sonradan Rojava Devrim kitabına dönüşecek tanıklıkları ve bölgeyi ziyaretleri gibi çok sayıda kaynak, savaşta olan yoksul bir bölge için olağanüstü sayılacak bir dereceye kadar kamusal katılım, kontrol ve tartışmanın sağlandığını doğruluyor.

Bölgeye giden böylesi solcular, eleştiri ve endişelerini belirtmekten kaçınmıyorlar. Örneğin son gidenlerden Rahila Gupta, PKK geleneğinin, 1990’lardan bu yana Maoculuktan özgürlükçü sosyalizmin kendine özgü bir versiyonuna atlarken geliştirdiği cinsiyet ilişkilerine özcü bakış ve insan cinselliğinin bastırılmasına karşı mücadele gerekliliğinin anlaşılmaması gibi bazı görüşlerini sorguladı. Gupta, aynı zamanda, kötü muamele suçlamalarına da hakkınca yer veriyor. Ama o, bu soruları, yapılanların devam etmesine ve daha da gelişmesine yardımcı olacak şekilde, genelde olumlu bir dinamik bağlama yerleştiriyor.

Gupta, bu tür mücadelelerle batı solunun çoğunun uzman değerlendirmelerini iletmek üstüne kurduğu kibirli ilişkiden de kaçınıyor. Farklılıklara ve endişelere rağmen aslında kitle örgütü inşa etmekte ve sosyalizm için destek sağlamakta bizden çok daha başarılı olan sol güçlerden bir şeyler öğrenebileceğimizi kabul ediyor. Onun, yoksul, geleneksel bir toplumda, sosyalistlerin öncülüğündeki bir feminist hareketin aile içi şiddetle kitlesel örgütlenme yoluyla nasıl mücadele ettiğini kısaca anlatması bile muhtemelen geri kalan batılı solun yaptığı Rojava tartışmalarının hepsinden daha yararlıdır..

Dayanışma

Bana göre, şu ana kadar elde edilen kanıtlara bakarsak, PYD öncülüğündeki hareket Suriye bataklığındaki herkesten çok daha temiz.

Suriye isyanındaki demokratik ve ilerici güçlerin cihatçılar tarafından saf dışı edildiğini kabul etmeyi istemeyenler veya kendileri gibi olmadıkça sosyalistliği herhangi bir siyasi güce layık görmeyenler, bu harekete dair ne hata varsa bulmak istiyor gibiler. Ama (her ne kadar artık çok az olsalar da) Esad muhalifi diğer demokratik ve ilerici güçleri desteklemek, onlarla dayanışma göstermek, Esad’a verilen uluslararası desteğe karşı kampanya yapmak, başta mülteciler olmak üzere Suriye’deki savaşın ve baskının kurbanlarına yardım etmek ve PYD öncülüğündeki hareketle dayanışma göstermek arasında hiçbir çelişki olmamalı.

28.03.2017

Nick Fredman

Links

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s