Hollanda Seçimleri: Zaferde Yenilgi – Pepijn Brandon


33100722400_c3d6f1ccf9_h

Geert Wilders… Boaz Guttman / Flickr

Geert Wilders’in, Özgürlük Partisi, Çarşamba günü beklendiğinden daha kötü bir sonuç almış olabilir. Ama Hollanda siyasetinde sevinecek çok fazla bir şey yok.

Hollanda, seçimlerin ertesi gününe baharı müjdeleyen alışılmadık biçimde sıcak bir havaya uyandı. Ama uluslararası medya ve çeşitli devlet başkanlarından gelen yorumlarda ülke, kıştan doğrudan yaza atlamış gibi görünüyordu.

Aylar boyunca anketler, Hollanda’nın aşırı sağın zafer kazanacağı ikinci ülke olabileceğini gösterdi. Bu durumda Geert Wilders’in Özgürlük Partisi’nin (PVV) ikinci sırada gelmiş olması gerçeği, merkezdeki siyasi güçler için bir zafer olarak görülebilir. Ama Sol, onlar kadar halinden memnun davranamaz.

Liberal yorumcuların merkezin zaferi olarak alkışladığı seçim sonuçları, aslında aşırı sağ için çifte zaferi işaret ediyor.

İlk olarak PVV, sayısal olarak kesinlikle kazandı. Wilders, oylarını yüzde on üçe çıkardı ve meclisteki yüz elli koltuktan yirmisini aldı.

O arada, serbest piyasa yanlısı muhafazakâr Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD) ve merkez sol İşçi Partisi (PvdA) belirgin bir şekilde oy kaybetti.

VVD, kırk bir koltuktan otuz üçe düşmesine rağmen, on üç partinin girdiği epey parçalı parlamentonun en büyük partisi olarak kalmaya devam etti. İşçi Partisi ise tarihi bir aşağılamaya maruz kaldı. Yirmi dokuz koltuk kaybederek sadece dokuz koltukta kaldı.

PVV’nin yeni kazandığı beş koltuğa, ABD’deki alternatif sağın Hollanda’daki karşılığı olan Demokrasi Forumu’nun kazandığı iki koltuğu da eklemeliyiz. Bu partinin lideri Thierry Baudet, seçim kampanyası boyunca yabancılar tarafından “Hollandalıların homeopatik seyreltilmesine” son verilmesi çağrısında bulundu. Aynı zamanda, yazılarında bütün kadınların tecavüze uğramak istediğini iddia etti.

Bu sayısal kazanımların dışında, aşırı sağ bütün bir kampanya döneminin gündemini belirlemeyi başardı. Hem VVD hem de on dokuz koltuk kazanan Hıristiyan Demokrat Parti (CDA), daha öncekinden çok daha belirgin bir ırkçı ve islamofobik kampanya yürüttüler.

Başbakan Mark Rutte, göçmenlerin (veya çocuklarının, torunlarının), Hollanda değerlerine uymayı ya da belirttiği gibi “normal davranmayı” reddetmeleri halinde geldikleri ülkelere “defolup gitmeleri” gerektiğini söyledi. VVD, bir afişinde türbanı, Wilders’in icat ettiği şekilde “kafa paçavrası” olarak tanımladı.

Bu arada, VVD ile koalisyon kurma ihtimali olan CDA’nın lideri, akıllara zarar bir şekilde İslam’ın “binlerce yıllık Hıristiyan-Yahudi erkek ve kadın eşitliği geleneğiyle” çeliştiğini iddia etti.

Hıristiyanlığın tarihsel sicilini bir kenara bırakırsak bile CDA ve öncüllerinin, geçtiğimiz yüzyılda kadınların özgürlük mücadelesinin ön sıralarında olduğunu söyleyemeyiz.

Bu, güya ılımlıların, Wilders’in söylemini gerçek siyasete dökmekteki hevesleri, seçimlerden birkaç gün önce Hollanda ve Türkiye hükumetlerinin kendi milliyetçi çıkarları için ciddi bir diplomatik krizi körüklediklerinde belli olmuştu.

Bu bağlamda, seçim gecesi en açıklayıcı yorum, ısrarla seçmenlerin “yanlış tür popülizmi” reddettiklerini tekrarlayan Rutte’den geldi. “Doğru tür popülizme” üstü örtülü desteği hiçbir şekilde tesadüf değil: O ve VVD’nin parlamento grubu lideri Halbe Zijlstra, sistematik bir şekilde partilerini PVV’nin ırkçı çizgisine çektiler.

Böylece Wilders, hem sayısal hem de siyasal olarak etki kazandı. Sadece anket şirketlerinin kendisine uygun gördüğü sanal gerçeklikteki daha büyük kazanımlara göre kaybetmiş oldu. Bu da son yıllarda bu tür anketlerin siyasette önemli bir güç haline gelmesine itirazı gerektiriyor.

Diyelim ki en kötü anketler doğru çıktı ve PVV gerçekten de VVD’yi geçerek ilk sırada çıktı. Ne kadar korkutucu olursa olsun, Wilders’in partisi muhtemelen Rutte’nin partisinin aksine yüzde 20’ye ulaşamayacaktı.

Ama söylem, sayılardan daha önemli. Aşırı sağa oy verenleri “halkın gerçek sesi” diye tanımlamanın, düzen için dahi siyasi yararları var. Daha da sağa kaymayı haklı gösteriyor ve en ılımlı sol gündemlerin dahi meşruiyetini bozuyor. Ama bu, aynı zamanda aşırı sağın kimliğini güçlendiren iki tarafı keskin bir kılıç.
On beş yıl önce, Hollandalı islamofobik siyasetçi Pim Fortuyn vurulduğunda, çoğu insan hareketinin seçim başarısını bir aykırılık olarak görerek önemsemedi. Bugün PVV, sıklıkla ulusal siyasi tartışmaların niteliğini belirleyen kararlı bir siyasi gücü temsil ediyor.

Pegida’nın Hollanda kolu gibi çevresindeki sokak örgütleri, mülteci merkezlerinin etrafında meşaleli gösteriler düzenliyorlar. Wilders’in partisinin başarısı, camiler ve hemen ardından göçmenlere yönelik saldırılarda artışa yol açtı. PVV’nin bir tehlike oluşturması için birinci parti olmasına gerek yok; on yıldır zaten öyle.

İşçi Partisi’nin Çöküşü

Eğer PVV’nin düzenli büyümesi keskin bir siyasi kırılmayı göstermiyorsa Hollanda İşçi Partisi’nin çöküşü kesinlikle gösteriyor. Son on beş yıl, bir zamanlar iyi ya da kötü, bütün bir işçi sınıfı hareketi için siyasi çekim merkezi olan parti darbe aldı.

2002’den bu yana PvdA, yükseldi ve yine düştü. Fortuyn’un öldürüldüğü 2002’de, tarihindeki en kötü sonucu alarak yirmi üç koltuk kazandı ama bundan bir yıl sonraki seçimlerde kırk iki koltuk kazandı. Birçok seçim yenilgisinden sonra 2010’da yeniden otuz koltuğa çıktı ve 2012’de buna sekiz daha ekledi. Oyların yüzde 5,7’sine denk gelen dokuz koltuğa düşmesininse Hollanda’nın parlamenter tarihinde eşi benzeri yok.

Çöküş daha da derine iniyor: PvdA, hiçbir yerde birinci gelemedi. Amsterdam’da dördüncü oldu ve bir zamanlar Hollanda sosyalist hareketinin beşiği olan Zaanstad ve Groningen gibi yerlerde beşinci sıraya düştü. Avrupa’nın hâlâ en büyük limanı olan ve bir zamanlar sosyal demokrasinin tamamen egemen olduğu işçi kenti Rotterdam’da yedinci geldiler.

PvdA, kaybettiği seçmen tabanını bir noktada geri kazanabilir. Avrupa’daki örnekler, geleneksel sosyal demokrasinin ölüsünün yaşayanlar arasında yürümesini sağlayacak yeni araçlar bulduğunu gösteriyor. Ama İşçi Partisi asla o sağlam işçi sınıfı tabanını geri kazanamayacak.

Neden olduğunu görmek zor değil ama seçim stratejistleri hâlâ toplumsal refaha yönelik büyük çaplı saldırıları ve artan eşitsizliği, “mali sorumluluk” gereği olarak gösterebildikleri sürece sosyalist programlar olarak satabileceklerine inanıyorlar.

Seksenlerin ortasından beri PvdA, Avrupa’daki ortakları gibi, neoliberal politikaları sunmakta kullanıldı. 1990’lar boyunca ve 2000’lerin başlarında, neoliberalizmin toplumsal koşullara hakim olmasına yardımcı oldu ve demiryollarının, posta hizmetinin, sağlık sigortasının ve diğerlerinin özelleştirilmesine izin verdi.

PvdA’nın sağa kayışı şu andaki hükumette tamamen yeni bir anlam kazandı. Parti, 2012 seçimlerinde İşçi Partisi’ne verilecek bir oyun VVD öncülüğündeki bir kemer sıkma hükumetinden kurtulmanın tek yolu olduğunu söyleyerek ciddi oy kazanmıştı. Seçimlerden hemen sonra parti döndü ve o çok muhalefet ettikleriyle koalisyon kurmak için müzakerelere başladı.

O koalisyon hükumeti, elli milyar avroluk kesinti gerektiren büyük bir kemer sıkma programı başlattı. PvdA, Toplumsal İlişkiler ve İstihdam (PvdA lideri Lodewijk Asscher) ve Maliye Bakanlıkları (Jeroen Dijsselbloem) gibi en güç pozisyonları almakla övündü.

PvdA’lı İçişleri Bakanı, VVD’nin mülteci karşıtı politikalarını sadık bir şekilde hayata geçirdi. Ve Dijsselbloem, Avrupa Birliği’nin mali baskısını büyük bir hevesle sadece Hollanda’da uygulamakla kalmadı, Avrogrup’un başkanı olarak Syriza hükumetine karşı en güçlü bir şekilde dayatan kişi de oldu.

PvdA’nın neoliberal dönüşünü, liberal demokrat parti Demokratlar 66 (D66) lideri Alexander Pechtold’un tekrar tekrar Dijsselbloem’in “işi bitirebilmesi için” Brüksel’de Hollanda’yı temsil etmeye devam edebileceğini söylemesinden başka hiçbir şey gösteremezdi.

Bu, mevcut siyasi döngüye tepki duyan çoğu insanın söylediği gibi merkezde tutunulamayacağı anlamına mı geliyor? Hollanda seçim sonuçları bunu doğruluyor ve uluslararası sol buna dikkat etmelidir.

Siyasi sistemde şiddetli sarsıntılar yaratan –PvdA’nın çöküşü sadece bir örneği- aynı öfke ve endişeler, çok sayıda insanı en azından işleri daha da kötüye götürmeyeceğini -hatalı olarak- düşündükleri güvenli partilere oy vermeye götürüyor.

Aslında VVD’nin ve PvdA’nın kayıpları CDA ve D66’nın kazançlarıyla bir nevi telafi edilmiş oldu (sırasıyla on üçten on dokuz ve on ikiden on dokuz koltuğa çıktılar). Bu partiler, neoliberal politikalara VVD ve PvdA kadar bağlılar.

Ve seçimlerin sürpriz galibi Yeşil Sol (GL) lideri Jesse Klaver, yalnızca “değişim ihtiyacı” üzerine değil, aynı zamanda gelecekteki bir koalisyon hükumetinde “sorumlu ve güvenilir” bir siyasi ortak olmak üzerine de bir kampanya yürüttü ve kendisini açıkça güvenilir bir merkez sol aday olarak sundu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yarım yüzyıl boyunca yapılan siyasetle karşılaştırırsak, siyasi merkez çok daha parçalı hale geldi. Ama çökmedi ve eşiğinde de değil. Bugünkü seçimler sadece, merkezde kalmanın artık istikrarı garanti etmediğini gösteriyor: merkez partiler, seçimden seçime yukarı ve aşağı sert bir şekilde oynuyorlar.

Ama her zaman karşıt siyasi kanatlardaki iki parti bu istikrarsız merkezden yararlanacak değil. Parti politikalarının var olan yapılarını yeniden karacak toplumsal patlamalar olmadan, merkezin bu krizinden en çok faydalanan partiler sıklıkla diğer merkez oluşumlar oluyor.

Hollanda Solunun Krizi

Siyasi merkezin kendisini koruyabilmesinin sebeplerinden bir tanesi de Hollanda solunun gerçekçi bir alternatif inşa etmekteki yapısal yetersizliği. İşçi Partisi ve GL böyle bir görevleri olduğunu düşünmüyorlar bile. Sosyalist Parti (SP) düşünüyor ama o da PvdA’non tarihi çöküşünden faydalanmayı başaramadı. Hep birlikte solun üç büyük partisi, yirmi koltuk kaybederek sadece otuz yedi koltuk kazandılar.

PvdA ilk defa bu üçü arasında sonuncu oldu. SP, öyle ya da böyle yerini korumuş oldu (on beş koltuktan on dörde düştü), Trudeau kopyası Jesse Klaver ise partisi GL’yi dört koltuktan on dörde çıkarmayı başardı.

Klaver’in başarısı Hollanda içinde ve dışında heyecanla karşılaşsa da solun liderliğini üstlenme iddiasının içi boş.

GL, seksenlerin ortasında aralarında Hollanda Komünist Partisi’nin de olduğu bir dizi küçük sol partinin birleşmesiyle kuruldu. İlk başlarda yükselen savaş karşıtı ve çevre hareketleriyle bağlantılıydı ama parti, 1990’ların sonunda sosyal liberalizmi benimseyerek ve Sırbistan ve Afganistan’a askeri müdahaleleri destekleyerek sağa doğru tarihi bir dönüş yaptı.

Klaver, GL’nin etkin bir şekilde öğrenci burslarının kaldırılması için kampanya yaptığı yüksek eğitimde kesintiler tartışmalarının üzerine parti lideri oldu.

Partinin değişime dayalı bir kampanya yürütmesi kararı, Amerikalı Demokrat Parti’nin danışmanlarıyla tartışmalar sonucu alındı. Klaver’e, Trudeau gibi kollarını sıvamasını ve Obama gibi konuşmasını tavsiye ettiler. Bir seferinde Klaver, onları kelimesi kelimesine dinledi ve Obama’nın bir konuşmasının parçalarını olduğu gibi kullandı.

Elbette Sol’da dahi geri dönüş mümkündür. Ama GL’nin sola dönüşü önemli bir tartışma, hesaplaşma veya geçmişle kopuş sonucu gelmedi. Klaver, kampanyasını kendisini alkışlayan, partinin son on beş yılın eski liderleriyle birlikte başlattı. Kendisine doğrudan sorulduğunda, VVD ile koalisyon hükumetine katılmayacağını söylemeyi ısrarla reddediyor.

Yine de çok sayıda insan değişim isteğiyle GL’ye oy verdi. Partinin Sağa karşı diri bir muhalefet imajı sunma becerisi, aslında gerçeğinin olmamasıyla mümkün oldu. Bu nedenle SP büyük sorumluluk taşıyor.
GL’nin aksine SP, ülkede devamlı olarak neoliberal politikalara karşı çıktı ve ciddi destek aldı. Afganistan ve Irak savaşlarına karşı gösteriler yaptı ve geçen yıl sağlık sigortasının özelleştirilmesine karşı büyük bir sokak çalışması yaptı.

Ancak gösterilerdeki görünürlüğü son on yılda belirgin bir şekilde azaldı. Partinin, PvdA’nın yerini alma ve hükumete katılmaya uygun hale gelme takıntısı eylemci kanadını zayıflattı.

Amsterdam’da ve diğer bazı şehirlerde VVD ile yerel hükumete katıldılar. Bu tavırları ülke çapında “İktidarı Al” şeklindeki saçma slogana dönüştü. Sosyalistler bir kere daha kendi beklentilerinin altında sonuç alacakları belli olunca bu sloganlarını sessizce bıraktılar.

Ama SP’nin kampanyasının başka bir ciddi eksikliği vardı. Ağırlıklı olarak işçiçi bakış açısı nedeniyle parti, geleneksel sosyal demokratik programa bağlılığıyla ırkçılık ve milliyetçiliğe verdiği tavizleri birleştirdi.
Örneğin, Avrupa Birliği’ne karşı söylemleri her zaman, AB’nin neoliberalizmi ve militarizmini yermek yerine “Hollandalıların ulusal egemenliğini kaybetmesi” üzerine odaklandı.

Partinin doğrudan aşırı sağla mücadele etmeyi sürekli reddetmesi daha da büyük bir problem. Wilders’in göçmenler ve Müslümanlara başlattığı saldırılar etrafında dönen seçim kampanyası boyunca SP, üç karşılığı tercih etti: sessiz kalmak, “bir arada yaşam” dair belirsiz iddialar öne sürmek ya da en kötüsü saldırıların parçası olmak..

Pek çoğuna göre, partinin üç numarası Lilian Marijnissen’in, Trump’ın zaferini “ferahlatıcı” diye tarif etmesiyle dibi gördüler. Marijnissen sonradan dil sürçmesi diye özür diledi ama SP’nin önde gelenlerinin bu tür açıklamaları görmezden gelemeyecek kadar arttı.

Ve çok açık ki bunların partiye bedeli oldu. Yıllarca partinin seçim stratejisi PvdA’nın seçmen tabanını kazanmak üzerine odaklanmıştı. Bu taban nihayet kapıldığı için SP tek bir koltuk bile alamadı.

Küresel gidişatın aksine Sosyalistler, genç seçmenler arasında daha popüler. Seçim sonrası bir ankete göre GL seçmenlerinin üçte birinden fazlası otuz beş yaşın altında, bu yaş grubunun yaklaşık yüzde on altısı SP’yi destekliyor. Büyük partilerde yalnızca PvdA gençler arasında az desteğe sahip.

Bütün bunlar Hollanda solunun krizde olduğunu gösteriyor. Ama PVV’nin ikinci sırada gelmesinin yarattığı rehavet, aşırı sağ tehlikesinin ciddi bir şekilde hafife alınmasına yol açıyor ve bu nedenle Sol, Kluver’in yüzeysel başarısıyla ve SP’nin kayıplarını en azda tutmasıyla uyuşukluğa düşebilir.

Yeni Bir Hollanda Soluna Doğru

Seçimler, radikal solda, Hollanda dışında yaşayanların anlamakta zorlanacağı bir parçalanmışlığı ortaya çıkardı. Ekolojist Hayvanlar için Parti beş koltuğa sahip.

PvdA’dan ayrılanların kurduğu göçmen partisi Düşün üç sandalye kazandı. Bu partinin güçlü bir ırkçılık karşıtı programı var ama tamamen neoliberal ve liderlerinin Erdoğan rejimiyle şaibeli bağları var.
Bu ayrılıktan çıkan Artikel 1, Solda gerçek bir yenilenme isteyenlere umut ışığı veriyor. Irkçılık karşıtı bir programla birlikte özgürlükler konusunda sokak eylemlerini birleştiriyorlar. Parti, Amsterdam’da oyların yüzde 2,7’sini aldı ama seçimlerden sadece birkaç ay önce kurulduğu için parlamentoda tek bir koltuk bile kazanamadı.

Mücadele için hala arzu var. Seçimlerden önceki Cumartesi günü Amsterdam, Trump ve Wilders’e karşı Kadın Yürüyüşü’ne tanık oldu. Hiçbir sol örgütün çağrı yapmamasına rağmen yirmi bin kişi geldi ve son yıllardaki en büyük sol gösteri oldu.

Genç kadınlar, beyaz olmayan yurttaşlar ve LGBT eylemcileri gösteriye hakimlerdi. Ev işçileri sendikasından büyük bir heyet de katıldı. Sloganlar; atak, feminist, antikapitalist ve siyasiydi.
Çoğu evine GL’ye veya SP’ye oy vermeyi planlayarak gitti. Diğerleri kendileriyle yürüyen büyük bir grup Article 1 adayına tezahürat etti. Bir kısmı da bir taraftan diğerine yön değiştirip durdu.

Eğer radikal sol bu bölünmüşlüğün üstesinden gelmek ve Hollanda siyasetini canlandıracak gerçek bir temel atmak istiyorsa SP’nin neoliberalizm karşıtlığını yürüyüşteki heyecanla, militanlıkla ve ırkçılık karşıtlığıyla birleştirmesi gerekiyor.

Ana akım sol partilerin gücü ve tutuculuğuna bakarsak böylesi bir yeniden birleşmeye giden yol elbette zorlu olacaktır. Ama seçim sonuçları, Hollanda soluna bu krizin kaynamaya devam etmesine göz yumma lüksü vermiyor.

19.03.2017

Pepijn Brandon

Jacobin

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s