Fransa’da Düzensizliğin Efendisi: Milliyetçi Cephe – Samuel Earle


4946990578_c72cb19e1f_b

Foomandoonian / Flickr

Marine Le Pen’in Milliyetçi Cephesi, aşırı sağ söylemlerinin daha mantıklı gelmesi için kargaşa tohumları ekiyor.

Fransız polisinin, genç bir zenci adama acımasız fiziksel ve cinsel saldırısı, ülke çapında bir dizi gösteri ve isyana yol açtı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birkaç ay öncesine denk gelen bu saldırının siyasi sonuçları çok önemli. Eylemciler, 19 Mart’ta, polis teşkilatındaki ırkçılığa karşı ülke çapında yürüyüş planlarken, aşırı sağcı Milliyetçi Cephe (FN) ise saldırıyı daha fazla oy toplamak için kullanmayı umuyor.

2 Şubat’ta, dört polis, genç bir işçi olan Théo Luhaka’yı evinin bulunduğu Paris’in kuzeyindeki Aulnay-sous-Bois mahallesinde durdurdu. Luhaka saatler sonra acil ameliyat edilmesi için hastaneye kaldırıldı. Polis memurları onu, dövdü, tekmeledi, söylenene göre üzerine göre tükürdü ve ırkçı tacizlerde bulundu. Polis memurlarından birisi genişleyebilen bir polis copuyla cinsel tacizde bulundu ve sonucunda rektumu on santimetre yırtıldı. Doktoru altmış gün iş görmezlik raporu verdi.

Dört memur da ağır saldırıyla ve içlerinden biri ek olarak tecavüzle suçlandı. Video görüntülerine ve Luhaka’nın yara izlerine rağmen hiçbiri yanlış bir şey yaptığını kabul etmedi.

Polis teşkilatı canla başla personelini savundu. Sözcüler kurumsal ırkçılık iddialarını reddettiler, Luhaka’nın polis memurlarının kendisi için kullandığını söylediği ırkçı saldırgan sözcük “bamboula”nın “esasen kabul edilebilir” hatta “sevecen” olarak gördüklerini söylediler. Bu arada iç soruşturma, anal penetrasyonun “kasti niteliğe” sahip olmadığı için tecavüz sayılmayacağı sonucuna vardı. Rapora göre Luhaka’nın pantolonu “kendi kendine sıyrılmıştı”.

Bunun gibi saldırıyı önemsizleştirme çabaları kamuoyunun öfkesini artırmaktan başka bir işe yaramadı. 25 Şubat’ta Nantes’ta yapılan FN karşıtı gösteride on bir polis memuru yaralandı. 23 Şubat’ta Paris’te öğrenciler, okullarında çöp bidonlarından barikatlar kurdular, La Place de la Nation’da polisle çatıştılar. Yüzlercesi tutuklandı.

Pek çoklarına göre Luhaka’nın başına gelenler, Fransız toplumundaki eşitsizlik, adaletsizlik ve ırkçılığın somut bir örneği. Neler yaşandığı hızla yayıldı ve #JusticepourTheo (Theo için adalet) Twitter’da gündeme girdi. Ünlüler ödül törenlerinde bahsettiler, Alman futbol stadyumlarında destek pankartları açıldı. Luhaka, mektup ve hediye seline boğuldu. Hatta Cumhurbaşkanı François Hollande, hastaneye ziyarete gitti.

FN içinse Luhaka’nın başına gelenler tamamen başka bir anlama geliyor: Fransa’da artan bir düzensizlik ve bozulma var. Diğerleri Luhaka’nın yanında yer alırken, FN ve destekçileri derhal ve tereddütsüz bir şekilde polisi destekledi. Bu destek, milliyetçi hareketler ve polis arasındaki o bildik yakınlığın ötesine geçiyor: FN, artan sivil kargaşayı mükemmel bir siyasi fırsat olarak gördü.

#JusticepourTheo etiketine FN, #JeSoutiensLaPolice (Polisi destekliyorum) etiketiyle karşılık verdi. Polise karşı şiddeti kınayan çevrimiçi bir imza kampanyası başlattılar. FN’nin Cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen, Hollande’ı “(Luhaka’nın) başucuna koştu” diye alaya aldı.

Le Pen, Fransa’nın bir “iç savaşın” eşiğinde olduğunu, “bir yanardağın tepesinde dans ettiğini” iddia ediyor. Ve daha fazla kargaşa, bu tür kıyamet öngörülerinin daha da gerçekçi görünmesini sağlıyor. Her isyan, Le Pen’in kendisini Cumhuriyet’te düzeni sağlayabilecek güce ve acımasızlığa sahip tek siyasetçi, Fransa’nın kurtarıcısı olarak sunmasına yarıyor. Durum daha dengesizleştikçe önerileri daha mantıklı görünüyor.

Le Pen, Hollande’ın hâlâ önlem almamasının anlaşılamaz olduğu söylerken, hükumete, polis şiddetine ve ırkçılığa karşı yapılan tüm gösterileri yasaklama çağrısında bulundu. Bu talep Le Pen için kazan-kazan anlamına geliyor. Polise desteğini tekrarlarken, Hollande’ın Fransa’da devam eden olağanüstü hali gösterileri yasaklamak için kullanması durumunda gerginliğin daha da artacağını biliyor.

Bu arada FN de Fransız polisiyle olan bağlarını güçlendirmeye devam ediyor. Parti programları; 15.000 polis memuru işe alınacağını, hapishanelerin kapasitelerinin 40.000 yatak arttırılacağını, daha sert cezaların getirileceğini ve yabancı suçluların otomatik olarak sınır dışı edileceğini vaat ediyor. Uzun süredir geri getirileceğini vaat ettikleri idam cezasından vazgeçmiş olabilirler ama onun yerine ömür boyu hapis cezalarının “gerçekten” uygulanacağını vaat ediyorlar.

Şu anda polis teşkilatının yarısından fazlası FN’yi destekliyor. Siyasi Bilimler Enstitüsü’nün yakın zamanda yaptığı bir çalışmaya göre FN, 2012 yüzde 30 olan polis oyunu, 2015 bölgesel seçimlerinde yüzde 51,5’e çıkardı. 2016’da FN, polislerin yüzde 57’sinin oyunu aldı. Gidişata bakılırsa bu oran daha da yukarı çıkacak gibi görünüyor.

Her nasılsa, gerçek üstü bir şekilde Fransız polisi memurları kendilerini kurban olarak görüyorlar. Ceza yaptırımı olmadan suç işliyorlar ama takdir görmediklerini, korunmadıklarını ve bitmek bilmeyen olağanüstü hal ortamında aşırı çalıştıklarını düşünüyorlar.

Hükumet yakın zamanda, polislerin hoşnutsuzluğunu yumuşatmak için meşru müdafaa haklarını güçlendiren, polis memurlarını aşağılamaya verilen cezaları arttıran yeni bir yasa getirdi. Ama polislerin esas duymak istediklerini FN söylüyor.

FN’in anlatımında kaybolan nokta, polisin zorlu/düşmanca “çalışma koşulları”nın, milyonlarca Fransız vatandaşı için daha zor/düşmanca yaşam koşulları anlamına gelmesidir. Fransa’da, çoğunluğu banliyölerde bulunan yedi yüzden fazla “hassas kentsel bölge” bulunuyor. Luhaka’nın mahallesi Aulnay-sous-boi da bu, işsizliğin ülke ortalamasının iki katını geçtiği, nüfusun üçte ikisinin konut desteği aldığı ve yüzde 36’sının yoksulluk sınırının altında yaşadığı bölgeler arasında.

Onlar, Fransız toplumunun ilelebet görmezden gelinen gerçekten “geride bıraktıkları”. Onlar için konuşacak bir FN yok.

Marine Le Pen, “Fransız halkının çektiği her bir acıyı kendi acımmış gibi hissediyorum” diyor. Mahrumiyet bölgelerinde yaşayan 4,4 milyon insanı kastetmediği çok açık. Aslında onlara öfke duyuyor. Şiddet ve vandalizm, gerilime dönüştüğünde, Le Pen, sanki o insanlar Fransız değilmiş gibi “Bunların maliyet nedir? Çünkü bedelini Fransızlar ödüyor” diyor. Donald Trump’ın seçim kampanyasında izlediği yolu andırıyor: “Önemli olan tek şey insanların birleşmesi-çünkü diğer insanların bir anlamı yok.”

Öncelikli bölgelerde yaşayan halkın yarısını, başta Cezayir, Fas ve Sahra altı Afrika olmak üzere yabancı kökenliler oluşturuyor. Irkçılığın ve adaletsizliğin dünyasında yaşıyorlar. Yakın zamanda yayınlanan bir rapora göre Afrikalı veya Orta Doğulu kabul edilen genç erkeklerin polis tarafından durdurulma oranı diğerlerine göre yirmi kat daha fazla. Polis, düzenli olarak aşırı güç kullanımı suçlamasıyla karşılaşıyor. Luhaka’nın olayından sonra başka bir zenci genç erkek daha aynı polis memurunu tecavüzle suçladı. Bu bağlamda bakarsak zaman zaman patlak veren şiddet şaşırtıcı olmamalı.

Öyle olduğunda da Le Pen ve çevresi, şiddetin altında yatan nedenlerle ilgilenmek istemiyorlar: huzursuzluğu sömürmekten gayet memnunlar.

Ekim 2016’da, Paris’in güneyinde bir polis aracına yapılan molotof kokteyli saldırısında iki polis memuru ciddi bir şekilde yaralandı. Polisler, on gün boyunca geceleri gösteri yaptılar. Yüzlerce polis, daha fazla koruma ve kaynak talebiyle arabalarını sirenlerini açarak ve ışıklarını yakarak Şanzelize’ye sürdü; binlercesi sokaklarda milliyetçi “La Marseillaise” marşını söyleyerek yürüdü.

Bu gösteriler sırasında “müesses nizama” duyulan öfkeyi içeriden ateşlemek için FN’nin gösterilere kendi militan üyeleriyle katıldığı söylendi. FN, bu suçlamaları reddediyor. Le Pen’in sağ kolu Florian Philpott, bir etkilerinin olmadığını “sadece ondan nefret ettiği çok belli olan bir iktidara karşı polis teşkilatına kararlı bir destek olduğunu” söyledi. Ama kanıtları, partinin dayanışma sunmaktan daha fazlasını yaptığını gösteriyor.

FN ve üyeleri, bu tür taktikleri ilk defa kullanmıyorlar. Nisan 2015’te iki gece boyunca, eski bir FN milletvekili ve iletişim görevlisi olan Adrien Desport ve iki suç ortağı onlarca aracı ateşe vermişti. Günler sonra yöre sakinlerine hitaben, kundaklamayı yapan “bilinmeyen” suçluları kınadığı ve onların üstesinden ancak FN’nin toplayabileceği bir güçle üstesinden gelinebileceğini belirttiği açık bir mektup yayınlamıştı. Saldırıların partinin sert politikalarını haklı çıkardığını ve kurbanların acılarını paylaştığını söylemişti. Desport şu anda üç yıllık hapis cezasını çekiyor.

Desport’un eylemleri FN’nin, yasa ve düzenle, çelişkili ama tamamen stratejik ilişkisini mükemmel bir şekilde gösteriyor: heyecanlı söylemlerini daha mantıklı göstermek için kargaşa tohumlarını ekmek. FN, Fransa’yı kurtarmak istiyor ve bunun için onu ateşe veriyor. Le Pen, anketlerde artan bir şekilde önde çıkmaya devam ederse, Desport’un serbest kalacağı zaman Fransa bambaşka bir şekilde görünüyor olabilir.

03.03.2017

Samuel Earle

Jacobin

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s