Fransa’da Milliyetçi Cephe’nin Yükselişi – Ugo Palheta


fn

Marine Le Pen, 2012’de Milliyetçi Cephe mitinginde konuşurken / Blandine Le Cain / Flickr

Fransa’da, Milliyetçi Cephe güç kazanmak için bütün eski faşist taktikleri kullandı.

Fransa’da, 2015 yılında yapılan yerel ve bölgesel seçimlerin sonucunda, sadece hükumetin yenilgisi ve Sol’un çöküşü değil, aynı zamanda Milliyetçi Cephe’nin (FN) çıkışı da göze çarptı. Aşırı sağ parti FN, herhangi bir bölgede seçimleri kazanamadı ama 2010 yılındaki seçimlere göre ilk tur oylarını üçe katladı ve hatta ilk ve ikinci tur arasında yeni seçmenler de kazandı. Pek çok kişi, bu sonuçlar ve anketlere bakarak FN’nin 2017 seçimlerinde, Jean-Marie Le Pen’in Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalarak elde ettiği sonuçtan daha iyi bir sonuç elde etmesini bekliyor.

FN, Fransız toplumunun en gerici unsurlarını bünyesinde toplamış durumda ve giderek daha fazla insanı kendisine çekiyor. Güç elde edecek olursa, Fransız toplumunu saran sistematik ırkçılığa meşruiyet kazandırmakla kalmayacak, tabanını tatmin etmek için Müslüman, Çingene ve göçmen toplulukları hedef almakta olan mevcut uygulamaları yoğunlaştıracaktır.

Binlerce göçmenin yaşadığı ve aşırı sağ grupların sürekli saldırdığı Calais kampının yıkılmasından önce olan tam da buydu. FN’nin seçim başarısı halkın bir kısmını heyecanlandırdı ve göçmenlerle dayanışma yok denecek kadar az. Ayrıca küçük, şiddet kullanan gruplar büyümeye başladılar. Bunlardan en bilineni, FN ile ortak üyelere sahip olan Kimlik Blok’u (IB). Aralarında FN’den seçilmiş olan ama 2014’te beyaz olmayan insanlara saldırmaktan altı aylık hapis cezası almış olan İslam karşıtı eylemci Philippe Vardon da var.

Sağ’ın artan gücünün karşısında, Sol, FN tehlikesini önemsizleştirmek ve yenilgiyi kabul etmek arasında sıkışmış durumda. Her iki tavır da Sol’un, FN gibi neofaşist hareketleri düzgün bir şekilde anlama konusunda yetersizliğinden kaynaklanıyor.

Bazıları, haklı olarak aşırı sağın yükselişini politik ve ekonomik istikrara bağlıyorlar. Jacques Rancière göre FN, “Beşinci Cumhuriyet’in ürünü”. Diğerleri, neoliberalizmin kaçınılmaz yan etkisi olarak tanımlıyor. Ancak bu, faşist dinamiği kapitalizm bağlamında doğru yere oturturken sermayenin doğrudan çıkarlarından göreceli özerkliğini yakalamayı başaramıyor.

Diğer teorisyenler ise bu özerkliği ve aşırı sağın somutlaştırdığı ölümcül tehlikeyi vurgulamakla birlikte, ekonomik köklerini önemsizleştiriyorlar. Bu da genellikle, merkez sol Sosyalist Parti (SP) veya sağcı Cumhuriyetçiler (LR) gibi burjuva politik güçlerle seçim ittifakı yapmanın faşizmi yenmenin tek yolu olduğu şeklindeki kötünün iyisi denilebilecek seçeneği üretiyor.

Bu tuzaklara düşmek yerine, faşizmin tarihiyle ilgili çalışmalardan ders almalı ve fikirlerini FN’ye karşı yanıtlarımızı şekillendirmek için kullanmalıyız. Bunu yaptığımızda, yalnızca yabancı düşmanlığının en şiddetli ifadelerini değil, aynı zamanda Fransız kültürel ve politik yaşamını etkisi altına alan ırkçılığın ana akım tezahürlerini de reddetmemiz gerektiğini göreceğiz. Sol, ancak, hem sağdan hem de aşırı merkezden ayrılarak bu yükselen tehdidi yenebilir.

“Yeni Milliyetçi Cephe” Yanılgısı

Fransa’daki faşist dinamiği anlamaya ilk engel, FN’nin, özellikle son altı yılda olmak üzere, 1990’lardan bu yana nasıl nitelendirildiği konusu. Pek çok ana akım uzman, FN’nin aşırı sağdan kısmen merkezin sağına kayarak neofaşizmden “popülizme” (veya “ulusal-popülizme”) dönüştüğüne emin. Hatta bazıları FN’nin hiçbir zaman gerçekten faşist olmadığını söylüyorlar. Fransız tarihçiler sürekli (ve saçma bir şekilde) yirminci yüzyılda, özgün bir Fransız faşizminin hiçbir zaman olmadığını iddia ettikleri için Fransız politik kültürünün faşizme karşı “bağışıklığının” olduğu öne sürülüyor.

Ancak “Fransız Birliği için Milliyetçi Cephe” (gerçek adı bu), 1970’lerin başlarında, köklerini Fransız faşizminin tarihinden alan Yeni Düzen partisi tarafından kuruldu. FN, “milliyetçi” diye yeniden adlandırılan neofaşistlerin, geleneksel sağın ılımlı milliyetçileri çekmek, kandırmak ve onlara önderlik etmesi için kurulmuştu.

FN’nin dönüşümü ve “yeni bir FN” yanılgısı, Marine Le Pen’in 2011’de partinin başına geçmesinden bu yana FN’nin artık o eski aşırı sağ örgüt olmadığı yönündeki, son yıllarda yaygınlaşan, partinin kendi söylemine de uyuyor. Bu strateji, hepsi de Le Pen’in iddialarını meşrulaştıran gazeteciler, başta Nicolas Sarkozy olmak üzere politika yapıcılar ve hatta bazı akademisyenlerin yardımı olmadan tamamlanamazdı. Marine Le Pen’in partiyi devralması ve babasıyla açıktan tartışmaya girmesi partinin kökten değişimine bir kanıt olarak gösterildi.

Kırılma, partinin; eski bir teknokrat ve sol milliyetçi akım Chevènementist’lerden Florian Philippot, Sınır Tanımayan Gazeteciler’in eski lideri Robert Ménard, avukat Gilbert Collard ve hatta eski aşırı solcu Fabien Engelmann ve Aurélien Legrand gibi bazı eski solcu isimleri bünyesine katmasıyla daha da doğrulanmış görüldü. Partinin kamuoyundaki görünümünü yumuşatmak ve daha az saldırgan görünmek için parti sözcüleri ve üyelerinin dilini değiştirmek için özel çaba sarf edildi. Örneğin FN’nin ana sloganı artık “Fransız halkı için Fransa” yerine  “Önce Fransız halkı”na oldu.

Ama FN’nin politik gidişatını sembollerin ve sözlerin değişimi yerine, stratejik bir proje bakımından düşünürsek Marine Le Pean’in babasının çizgisinden ayrılması, parti programında temel bir değişikliği temsil etmiyor. Daha çok partinin, politik destek kazanmak için uzun süredir uyguladığı stratejinin yeni bir sunumu var.

FN’nin sağ gösterip sol vurması, klasik faşist politika stratejisine uygun. Tarihçi Robert Paxton, Faşizmin Anatomisi kitabında, aşırı sağ hareketlerin fikirlere aslında bir araç olarak yaklaştığını söylüyor: “vaatleri birbirleriyle çelişir ve daha geniş takipçi kitlesine ulaşmak için programları aniden radikal bir şekilde değiştirilir. Örneğin, faşist partiler bazen moderniteyi, sanayileşmeyi ve kapitalizmi daha köklü, geleneksel değerler adına reddederler. Ancak aynı sıklıkta bu değerleri milli dönüşüm adına savunurlar da.”

Bu ideolojik araçsallaştırmanın bir örneği, FN’nin “toplumsal dönüş” adı altında birden emekçi sınıfların yaşam koşullarıyla ilgilenmeye ve kamu hizmetlerini savunmaya başlamasında görülebilir. Ancak daha yakından bakarsak, bir kere daha bu stratejinin Marine Le Pen’den çok daha öncesine dayandığını görürüz. Jean Marie Le Pen, bir zamanlar kendisini “Fransız Reagan” diye tanımlardı ama 1990’ların başında neoliberal çizgiden vazgeçti. Le Pen, o zamanlar özellikle Fransız Komünist Partisi’nin gerilemesi ve Sosyalist Parti’nin neoliberalizme dönüşüyle birlikte, işçiler için sol alternatifin yok olduğunu ve FN’nin boşluğu doldurabileceğini hissetti.

1980’lerde kendisini “değerleriyle” gurur duyan bir sağ parti olarak sunan FN, böyle yaparak sağ ve sol arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdı ve klasik faşizmin en etkili taktiğini yeniden keşfetti. “Toplumsal dönüş” son yıllarda Marine Le Pen tarafından derinleştirildi ve bırakın uzaklaştırmayı, FN’yi klasik faşizme daha da yaklaştırdı. İtalya’dan örnek vermek gerekirse, Mussolini’nin partisi ilk başlarda özel mülkiyete karşı dahi radikal söylemlerde bulunan sol bir programa sahip gibi görünüyordu. İktidara gelip geleneksel seçkinlerle ittifak kurar kurmaz, anında seçim vaatlerinden vazgeçti.

FN’nin imaj değiştirme stratejisi, girişimciler, CEO’lar ve (başta avukatlar olmak üzere) serbest meslek sahipleri tarafından doldurulan üyeliklerini ve liderliklerini gizlemek için tasarlandı. Partinin kırk yıllık tarihi bağlamında bakarsak düzmece dönüşümünün nasıl da geleneksel faşist stratejilere dayandığını görebiliriz. Buna rağmen Sol’daki pek çok kişi, az veya çok, bariz bir şekilde FN’nin bu söylemini yuttu. Artık partinin on beş yıl önceki kadar tehditkâr olduğuna inanmıyorlar.  Sonuçta, Sol ve emek hareketi, FN’ye karşı harekete geçmek konusunda giderek daha da isteksiz bir hale geliyor.

Değişen Hedefler

Bazı uzmanlar, partinin değişen politikasına örnek olarak antisemit geleneğinden kopuşunu işaret ediyorlar. Bu evrimi abartmamalıyız: Nonna Mayer’in belgelediği gibi FN’yi destekleyenler hala herhangi bir seçmen grubundan çok daha güçlü antisemit duygulara sahipler. Tabanı antisemitizme bağlı kalmaya devam eden bir parti, bu zehirli söylemi ileride gerek duyduğunda ve hatta politik olarak işine yarar gördüğünde kullanabilir. Bununla beraber FN liderliğinin artık Holokostu inkar etmediğini ve antisemit geçmişini mümkün olduğunca örttüğünü inkar edemeyiz.

Bu derin bir politik değişimi göstermiyor. Daha çok akıllıca ve tamamen taktiksel bir dönüşümü işaret ediyor. FN Başkan Yardımcısı ve Marine Le Pen’in hayat arkadaşı Louis Aliot, Aralık 2013’te şöyle demişti:

“Sokaklarda bildiri dağıtırken fark ettim ki bize yaklaşımdaki sorun göç veya islam değildi… insanların bize oy vermesini engelleyen şey antisemitizmdi.  Marine Le Pen, onu tanıdığımdan beri buna katılıyor.”

FN liderliği saygınlık kazanmak uğruna, yeni seçmenleri çekmesine engel olarak gördüğü antisemitizmi, kamuoyu önünde açıkça göstermeyi bıraktı. Elbette bu, FN’nin ırkçılıktan vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Esas hedef olarak Yahudilerin yerine Müslümanları koydular. Fransa’da seçmenler, şu anda siyasi kültürdeki baskın yeri nedeniyle ve yeni ve daha kabul edilebilir biçimlerde sömürgeci ırkçılığı devam ettirdiği için islamofobiyi pek kınamıyorlar.

Irkçılık hâlâ FN seçmeni ve üye tabanının ideolojik çimentosunu oluşturuyor. Nonna Mayer’in çalışması, FN’yi destekleyenlerin yüzde 82’sinin “oldukça ırkçı” veya “biraz ırkçı” olduğunu söylediğini gösteriyor. Bu ırkçılık, Müslümanlara veya öyle görülen herkese şiddet dolu bir düşmanlık olarak kendini gösteriyor. Mayer’in yazdığı gibi “FN militanlarının karakteristik özelliklerinden birisi, antisemitizmden daha bariz olan artan islam karşıtlıkları”. Elbette islamofobi aşırı sağla sınırlı değil ama şiddetle ifade edenler onlar.

Mayer’e göre, son on yılda Fransız siyasetinde islamofobinin gelişmesine rağmen, FN seçmeni kendisini ayrı tutmaya devam ediyor. Diğer seçmenlerle kıyaslandıklarında, Müslümanları yurttaş olarak kabul etmeyenlerin oranı FN seçmenleri arasında yüzde 48 daha fazla görünüyor.

“İslam dinini olumsuz değerlendirenler kırk iki puan daha fazla… Müslümanların ayrı bir grup oluşturduğunu düşünenler otuz beş puan daha fazla… ve aşağılayıcı sözlere karşı yargı yaptırımını reddedenler yirmi sekiz puan daha fazla…” 

Le Pen tartışması genellikle yanlış bir şekilde sert ve ılımlı çizgiler arasında bir savaş olarak tanımlanıyor ama aslında söz konusu olan, antisemitizmin çağdaş kapitalist demokrasilerdeki politik işleviydi. ve Jean-Marie Le Pen’den gerçek bir kopuş, her türlü antisemitik önermenin reddedilmesiydi.

Bu, FN’nin ırkçı ve yabancı düşmanı söyleminden koptuğu anlamına gelmiyor. Örneğin, Jean-Marie Le Pen, Fransa’nın göç yüzünden “batma riski” olduğunu söyleyerek Ebola’nın sorunu “üç ayda” çözebileceğini iddia ettiği zaman, Marine Le Pen ve babası arasında bir mücadele olmadı. FN liderlerinden hiç kimse bu açıklamasını kınamadı.

Aslında kızı, babasının söylem yeteneğini ve kışkırtma hevesini almış gibi görünüyor. 2010’da Müslümanların sokakta ibadet etmelerini Nazi işgaline benzetmişti. İki yıl sonra “burası bizim evimiz” diye bağıran binlerce insana:

“Ve siz evinizde olduğunuz için, Muhammed Merah gibi Franko-Cezayirliler, Bouguenais suikastçisi gibi Franko-Angolalılar veya Franko Malililer gibi Paris’in dengesizlerinden usanmak hakkınız! Biz Fransızların bayraklarını sevmesini, ülkelerinden gurur duymasını istiyoruz!

Marine Le Pen, 2012’deki bir röportajında şöyle demişti: “Apartmanınıza on iki yasa dışı göçmenin taşınmasını kabul eder miydiniz? Etmezdiniz. Üstelik duvar kağıdınızı yırtmaya başlıyorlar, bazıları cüzdanınızı çalıyor ve eşinize kaba davranıyor”. Eylül 2015’te ise ülkeye mültecilerin gelmesini “dördüncü yüzyıldaki istilalarla” kıyasladı ve Fransa’nın “muhtemelen aynı sonuçlara maruz kalacağını” öngördü. Ve son bölgesel seçimlerde, FN başkanı, tüm bakteriyel göçün yok edileceğini ve ortadan kaldırılacağını söyleyen bir programla yarıştı.

FN’nin söyleminde değişmeden kalan bir şey varsa o da göç, işsizlik, terörizm ve suçtan, kamu borcu ve kamu hizmetlerinin bozulmasına dek tüm hastalıkların kaynağı olarak gösterilmesi. Bu konuda ana akım partilerle örtüşüyor. Böylesi bir şiddet söylemi FN ile ilişkilendirilmeye devam edilirken, birbirini izleyen PS ve LR hükumetleri de bu söylemi islamofobik yasalar yoluyla meşrulaştırdılar.

FN, uzun süre yabancı düşmanı takıntılarını kabul edilebilir ölçülerde tutmaya çalıştı. Tarihsel ve sosyolojik çalışmalar gösteriyor ki parti en etkin üyelerini, ırkçı şiddeti siyaseten doğrucu bir üslupla yaymaları için eğitiyor. Örneğin, FN’nin iç eğitim kitapçıklarına erişen tarihçi Valérie Igounet, “Milliyetçi Cephe’nin İmajı” başlıklı tarihsiz bir iç iletişim belgesinden bahsediyor:

“Eğer insanları kendimize çekmek istiyorsak onları korkutmaktan ve gücendirmekten kaçınmalıyız. Bizim yumuşak ve ürkek toplumumuzda, aşırı yorumlar halkın büyük çoğunluğunun kaygı, güvensizlik ve isteksizlik hissetmesine neden oluyor. Bu nedenle kamuya açık yerlerde konuşurken nezaketsiz içeren veya aşırı görünebilecek ifadelerden kaçının. Söylenmesi gereken her neyse, aynı güçle ama halkın kabul edebileceği bir dille söylenebilir. Yani örneğin ‘N**** denize dökelim’ demek yerine ‘üçüncü dünya göçmenlerinin evine dönüşü sağlanmalıdır’ denmelidir.”

FN, kuruluşundan bugüne, güç kazanmak için esas politik projesini gizledi veya yumuşak tuttu. Seçim başarıları ve islam ve göçmen karşıtı söylemlerinin geniş bir şekilde kabulü, Marine Le Pen’in liderliğe gelmesinden bu yana FN’de, ana akım partilerin, basının ve aydınların yaşadığı milliyetçi ve islamofobik bir radikalleşmeden daha köklü bir değişikliğin olmadığını gösteriyor. FN’nin bir dönüşüm yaşadığı yanılgısı oluşuyor çünkü islam düşmanlığı ve yabancı düşmanlığı Fransa’da ana akım siyaseti ve basını sarmış durumda.

Günümüzde Tarihsel Faşizm

Kışkırtıcı, ırkçı konuşmaları saygın gösterme çabalarında yeni bir şey yok. FN, başından beri bunu deniyor ve bu çabalar, zamanında başta Almanya olmak üzere klasik faşizmin güç kazanmasında da işe yaramıştı. Hitler, başarısız 1923 darbesinden sonra Nazileri yasal yoldan kontrolü ele geçirmeye ve devlet tamamen ellerine geçene dek söylemlerini ve eylemlerini yumuşatmaya ikna etti. Robert Paxton’un dediği gibi:

“Hitler’in ‘Birahane Darbesi” Bavyera’nın muhafazakâr yöneticileri tarafından o kadar küçük düşürülerek bastırıldı ki bir daha asla iktidarı güçle almayı denemedi. Anayasal meşruluk içinde kalıyor gibi görünmelerine rağmen, Naziler, asla partinin merkezinde bulunan seçici şiddetten veya iktidara geldikten sonraki hedeflerinden vazgeçmediler. Ne Hitler ne Mussolini darbe yoluyla iktidara geldiler. Her ikisi de rejimi sarsmak için iktidara gelmeden önce güç kullandılarsa da yönetimi güçle almadılar. Ama her ikisi de iktidara geldikten sonra hükumetlerini diktatörlüğe dönüştürmek için güç kullandılar.

Fransa’daki bazı çağdaş aşırı sağ analistleri, şu andaki durumla iki savaş arasındaki dönemi kıyaslayanları hafife alıyorlar. Onlara göre, bugünün ultra muhafazakarları, klasik faşizmin iktidar kurmak için kullandığı en şiddetli yöntemleri kullanmadıkları için tamamen farklı bir politik hareketi temsil ediyorlar.

Bu yorum, elbette Nazi Almanyası’nın Salazar Portekizi’nden farkı, Mussolini İtalyası’nın Vichy rejiminden farkı gibi faşizmin tarihindeki farklılıkları görmezden geliyor. Aynı zamanda FN’nin kendisinin bu gelenek içerisindeki yerini bilmesini de görmezden geliyor. 1972’de FN’nin kuruluşuna katkı bulunan Yeni Düzen liderlerinden François Duprat şu konuda ısrarcıydı:

“Faşizm hiçbir şekilde sadece dış görünüşüyle anlaşılmaz” (diktatörlük, liderin ilkesi, tek parti, üniforma, selamlama, paramiliter eğitim, gençliğin gözetimi)

Yukarıdaki kıyasın gösterdiği gibi FN’nin politik ve söylemsel yapısının klasik faşist partilere çok benzemesi de yükselişinin politik etkileri de çok benziyor.

Bu nedenle FN’ye neofaşist hareket demek, partinin meşruiyetini bozmak için yapılan ahlaki bir itiraz değildir. Daha ziyade faşist projenin devamlılığında ısrardır. Söylemsel ve siyasal projesine bakarsak FN, Fransız aşırı sağının tarihi projesinden kopmuş değil: acımasızca veya tedricen her türlü (politik, sendikal, dini, sanatsal vs.) muhalefetin ortadan kaldırılması ve milletin hayali birliğini tehdit eden tüm kesimlere (göçmenler, Müslümanlar, eşcinseller, solcular, sendikacılar vd.) (şiddetle ortadan kaldırılmadılarsa) boyun eğdirilmesi yoluyla milletin restorasyonu.

Bu politik nitelendirme, FN üyelerinin ve onlardan daha da fazla FN seçmenlerinin mutlaka faşist olduklarını ve aşırı sağ bir diktatörlüğe taraf olacaklarını göstermez. Her şeyden önce, tarihsel faşizmin durumuna bakarsak, 1921-22’de Mussolini’yi destekleyen veya 1930’ların başında Almanya’da Nazilere oy verenlerin hepsi totaliter bir diktatörlüğü ve Soykırımı desteklemiyordu.

Almanya’da olduğu gibi İtalya’da da aşırı sağ hareketler, az da olsa belirgin bir oy oranına ulaştıktan sonra ana akım sağla ittifaklar kurarak güç kazandılar. Almanya’da 1933’ten önce Nazileri destekleyenlerin oranı yüzde 37’yi geçmiyordu. Bunların çoğu ilkel bir antisemitizmi paylaşmakla birlikte, hepsi ilerleyen yıllarda uygulanacak politikaları desteklemedi.

Bununla birlikte partinin başka bir yöne evrilebileceğine inanmak da mantıksız değil. Parti, seçilmiş temsilcilerinin artmasıyla birlikte bir siyasi bütünleşme süreci başlatabilir ve devlet aygıtı içerisindeki pozisyonlarının muhafaza edilmesine bağlı olarak iktidarı ele geçirebilirler.

Şu anda FN,siyasi hegemonyayı elde ettikten sonra iktidara tek başına veya baskın pozisyonda ulaşabileceği umuduyla herhangi bir sağ partiyle ittifak yapmayı reddediyor. Sonuç olarak ideolojik tabanına için kararlı olmaya devam etmeli. Partinin islam ve göçmen karşıtı söylemi, tabanının ilgisini korumasına imkân veriyor.  Ekonomi, kamu hizmetleri, çevre veya kültür gibi diğer alanlara girerek de toplumun diğer kesimlerinden de destek kazanıyor. Bütün bunların arasında FN,  ırkçılık ve milliyetçilik olarak adlandırılan kendine özgü bir siyaset alanına sahip.

Sosyalist Yanıtın Gerekliliği

FN gibi aşırı sağ partileri yenebilecek bir muhalefet duruşunu belirlemek sosyalistlere düşüyor ve ilk yapılması gereken de faşist bir tehlikelinin varlığını kabul etmek.

Bazı solcular FN’nin seçim zaferinin, sömürülen ve ezilenler için niteliksel bir değişim yaratacağını inkâr ediyorlar ve FN’nin sadece bir başka kapitalist ve ırkçı parti olduğunu ve kesinlikle insanların uyanması için olumlu bir etki yaratacağını tartışıyorlar. Bu çok tehlikeli bir kumar: tarihsel faşizmin gösterdiği gibi aşırı sağ iktidarların ceremesini çekenler baskı altındaki gruplar ve solcular oluyor ve bir faşist dinamik üstün geldiğinde, yükselişi, insanları isyandan çok umutsuzluğa sürüklüyor. Bu nedenle bir faşist tehlike somutlaşmaya başladığı zaman, derhal işçi sınıfı örgütlenmelerinin en yüksek enerjisi ve en geniş birlikteliğiyle ona karşı savaşılmalıdır.

Fransa’da aşırı sağın temsil ettiği tehlikeyi ve iktidara ulaşmalarının, Fransız toplumunun sendikal hareket ve sol partilere en çok düşman olan, en açık gerici ve ırkçı unsurlarına nasıl yol vereceğini görmemek için kör olmak gerekir. FN’nin seçim başarısının sadece en görünür işareti olduğu Fransa’daki faşist dinamikle ilişkilendirilen belirgin tehlike, yenilgiyi kabul etmeye yol açmamalı ve Solun özel bir yanıt vermesi için çağrı olarak kabul edilmeli. En kötüsü ihtimaller dâhilinde ama gerçekleşeceği asla kesin değil.

Ama bu tehlikeyi ciddiye almak demek, radikal solun, PS veya ana akım sağla ittifaka girmesi ve arkasından eylemlerini onların gündemlerine bağlaması anlamına gelmez. Politikaları FN’nin yolunu açmışken onların aşırı sağa karşı bir duvar ve demokrasinin teminatı olacaklarına nasıl güvenebiliriz?

İslamofobik ve göçmen karşıtı politikaların uygulanmasında birbirini takip eden PS ve Sağ, FN’nin başarısı için sorumluluğu üstlenmelidirler. Ana akım partiler, yükselen aşırı sağa yaklaşımlarında kundakçı itfaiyeciler gibi davrandıklarını kanıtladılar. Irkçı ve göçmen karşıtı söylemleri ve uyguladıkları sosyal, ekonomik, ulusal güvenlik ve göç politikalarıyla geçtiğimiz otuz yılda FN’nin oylarının artmasını sağladılar. FN’nin yükselişiyle ilgili toplumsal dışlanmayı gerekçe gösteremeyiz; FN’nin inançlarını yaygınlaştıran merkezcileri sorumlu tutmalıyız.

Kolektif dayanışmanın çöküşü, işçi hareketlerinin otuz yıldır devam eden düşüşü ve PS’nin 1983’teki kemer sıkma politikalarına dönüşünden bu yana Sağla yakınlaşması FN’nin yeni destekler bulmasını sağladı. PS ve Sağın kurduğu hükumetler eşitsizliği arttırdı, işsizliği yaygınlaştırdı ve güvencesizliği teşvik etti. Hepsinden öte, neredeyse herhangi bir alternatifin olmadığı algısını yarattılar. Başka bir deyişle, neredeyse her tür siyasi umudu yok ettiler. Faşizm, belirli sosyal tabakalardaki bu umut eksikliğini ve çare çaresizlik hissini, bazı hayali düşmanlardan kurtulmak için şiddete dönüştürme konusunda her zaman akıllıca davranmıştır.

Fransa’daki sosyalistler, büyük bir güçlükle karşı karşıyalar çünkü faşizme karşı mücadele, var olan siyasi kurumların ve ekonomik rejimin savunulmasının ötesine geçmezse ve “antifaşizm” adına burjuva güçlere teslim olunursa başarısız olmaya mahkûm. Faşist bir yükseliş için gerekli koşulları yaratan neoliberalizme karşı çıkarak ve günümüz Fransası’nda ırkçılığın esas biçimi olarak ortaya çıkan islamofobiye ve her türlü baskıya karşı mücadeleye liderlik ederek tüm ırklardan, etnik gruplardan ve dinlerden Fransız işçilere gerçekleşebilir bir siyasi alternatif sunabiliriz.

15.02.2017

Ugo Palheta

Jacobin

Çeviri: Kontra Salvo

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s